ŞÂFİÎ CEP İLMİHÂLİ
VE TAM NAMAZ HOCASI
Gülmehmet ÖGTEM
ÖNSÖZ
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdu lillahi rabbi’l-alemin. Ve’s-salâtu ve’s-selamu alâ hayri halkihi Muhammedin ve ‘alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn.
Mahlukatı yoktan var eden yüce Allah’a hamdü sena olsun. Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz Muhammed’e (a.s.) salat ü selam olsun. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği gibi bütün yaratılmışların en şereflisi olan insan Rabbine kulluk etmek, bu kulluğun tezahürü olarak ibadet görevini yerine getirmek üzere dünyaya gönderilmiştir. Nitekim Allah, Zâriyât Sûresi 56. Ayette “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” diye buyurmuştur.
İbadetler, sahih ve sağlıklı bir şekilde îfa edilirse anlam ve değer kazanırlar. Sağlıklı bir şekilde ifade edilmesi için de ibadetlerin dinde belirlenen ölçü ve kurallara uygun bir tarzda yapılması gerekir. Bu ölçü ve kurallar ilmihal kitaplarında açıklamalı bir şekilde yer alır. Mensûbu olduğu mezhep hakkında bilgi sahibi olmak her müslümanın en başta gelen görevlerindendir. Her müslüman bunu, en tabiî bir ihtiyaç olarak kalbinin derinliklerinde hisseder. Yaşantısında dine yer vermeyen ve dinini güzel bir şekilde yaşamayan insanların mutlu ve huzurlu bir hayat sürmelerine imkan yoktur. Sağlam bir dini kişiliğe sahip olmak ve iki cihan mutluluğuna kavuşmak isteyen bir müslüman, dinimizin akâid, temizlik, ibadet gibi helal ve haram hükümlerini öğrenip gereğince hareket etmelidir.
Bu kitapçığı kaleme almamın sebebi şudur: Bizim köy derneği lokalinde zaman zaman arkadaşlara dini sohbetler veriyorum. Bazı arkadaşlar bana dediler ki: “Evet, güzel anlatıyorsun. Anlattıklarından faydalanıyoruz fakat çocuklarımız bu bilgilere daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Hanefî mezhebine göre küçük veya büyük birçok kitap, namaz hocası yazılmıştır. Şâfiî mezhebinde ise bu tür eserler yok denecek kadar azdır. Bizim çocuklarımız için ufak da olsa bir ilmihal, namaz hocası kitabı kaleme alsan çok makbule geçer.” Ben de onları kıramadım ve bu kitapçığı yazmaya başladım. Sadece hafızamdaki bilgileri değil, sahih ve sağlam kaynaklardan naklederek bu kitapçığı yazmaya çalıştım. Eğer bu kitapçık, müslüman kardeşlerimin sahih ve sağlıklı bilgiler edinmelerine vesile olursa kendimi bahtiyar sayarım. Ayrıca, ilim ehlinin kitapta bir hata tespit etmesi durumunda, hatamı düzeltmem için tarafıma yapacağı tenkitleri şükranla karşılayacağımı belirtmek isterim. Esasen yanlışların düzeltilmesi, daha iyinin ve güzelin bulunması için gerektiğinde yapıcı tenkitlerde bulunmak da ilim ehlinin görevidir. Gayret bizden tevfik Allah’tandır. Allah, daima yardım istenendir.
1. BÖLÜM: MEZHEPLER
Değerli din kardeşlerim,
Edille-i şer’iyye yani, İslam’da dinî hükümlerin dayandığı kaynaklar dörttür: Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizin hadisleri, icmâ ve kıyas. Bir mesele ile karşılaştığımızda önce Kur’an’a müracaat ederiz. Kur’an’da bulamadığımızda Peygamberimizin (a.s.) hadislerine bakarız. Orada da bulamazsak icmâ-ı ümmete, yani müçtehidlerin görüşlerine bakarız. Orada da bulamazsak kıyas yaparız, yani o meselenin bir benzerine bakıp mukayese ederiz.
Örneğin, bugün kullandığımız kağıt parada (TL) zekatın olduğu ne ayette, ne hadiste geçmekte, ne de icmâ-ı ümmetin, yani müçtehid imamların bu konuda bir görüşü bulunmaktadır. Bu durumda kağıt paranın zekatını, altın ve gümüşe kıyas yaparak “Kağıt parada da zekat farzdır.” deyip zekatını hesaplıyoruz. Çünkü insan altın ve gümüşle nasıl hayatını idame ettirebiliyorsa kağıt parayla da idame ettirebilmektedir. Hatta bugünkü şartlarda bütün hayat, kağıt para üzerine kurulu olduğu için İslam’ın beş şartından biri olan zekatın nisab miktarını, altının nisab miktarı olan 81.18 gram üzerinden hesaplarız. Kağıt paranın zekatını, kırkta bir olarak olarak veririz. Örneğin kırk binde, bin TL; yüz binde iki bin beş yüz TL olarak zekat veririz.
Değerli din kardeşlerim,
Biz Peygamberimiz’i de (a.s.), sahâbe-i kirâmı da görmedik. Kur’an-ı Kerim ve sahih hadislerden de hüküm çıkarabilecek müçtehid alimlerden de değiliz. Bundan dolayı biz avam tabakasından insanlar olarak bir müçtehidi taklid etmemiz ve ona bağlanmamız gerekir. İbadetlerimizi ve bütün hayatımızı o alimin mezhebine göre tatbik etmemiz lazımdır. İmam Şa‘rânî el-Mîzânü’l-kübrâ isimli eserinde şöyle demiştir:
“Mezhepler dört değil on sekiz tanedir. Taklid edilmesi gereken mezhep imamının bütün fıkhî meselelerde görüşlerinin bilinmesi lazımdır. Dört mezhep dışındaki diğer müçtehidlerin bütün fıkhî meselelerdeki görüşleri nakledilemediği için onları taklid etmek artık caiz değildir.”
Mezhepler, itikâdî (inançla ilgili) ve amelî (ibadetle ilgili) mezhepler olmak üzere ikiye ayrılır. İtikâdî mezhepler ikidir. Birincisi, Eş‘ariyye mezhebidir ki, kurucu imamı Ebû’l-Hasen el-Eş‘ârî’dir. Şâfiî ve Mâlikî mezhebine bağlı müslümanlar çoğunlukla bu mezhebe tabidir. Diğeri ise Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin kurucu imamı olduğu Mâtürîdîyye mezhebidir. Hanefiler ve Hanbeliler çoğunlukla bu mezhebe tabidir. Bu iki imamın görüşleri arasında detay hususlarda birkaç farklılık vardır. Genel olarak ise aynı şekilde düşünmüşlerdir. Bu iki mezhep, Ehli Sünnet ve’l-cemaat mezhebini oluştururlar. Bunların metodlarına göre iman edenler, bi-iznillah kurtuluşa ererler.
Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Yahudîler 71 fırkaya ayrıldılar. 70’i cehennemde birisi cennettedir. Hristiyanlar 72 fırkaya bölündüler. 71’i cehennemde, birisi cennettedir. Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şüphesiz benim ümmetim de 73 fırkaya ayrılacaktır. Birisi Cennet’te, 72’si Cehennem’de olacaktır. Denildi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onlar kimlerdir?” Allah Rasûlü buyurdu ki: “Cemaat üzere olanlardır.” Diğer bir rivayette de kurtuluşa eren fırka, “Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yolda olanlar.” şeklinde ifade edilmiştir.
Amelle ilgili dört mezhep imamı şunlardır: Birincisi, İmam Ebû Hanife’dir. İsmi Numan, babasının adı Sâbit’tir. Hicri 80 yılında doğmuş, 150 yılında Bağdât’ta vefat etmiştir. İkincisi, İmam Mâlik’tir. İsmi Mâlik, babasının adı ise Enes’tir. Hicri 93 yılında doğmuş, Medine’de 179 yılında vefat etmiştir. Üçüncüsü Ahmed b. Hanbel’dir. İsmi Ahmed olup, dedesinin ismi ise Hanbel’dir. Dedesine nispeti meşhurdur. Hicri 164 yılında doğmuş, 241 yılında Bağdât’ta vefat etmiştir. Dördüncüsü, İmam Şâfiî’dir. Hicri 150 yılında Gazze’de doğmuş, 204 yılında Mısır’da vefat etmiştir. Bizim mezhep imamız olduğu için onu biraz daha tanıyalım: İmam Şâfiî, arap olup Kureyş kabilesindendir. İmam Şâfiî’nin ismi Muhammed olup, babasının ismi ise İdris’tir. Soyu Peygamberimizin (a.s.) üçüncü dedesi olan Abdülmenaf’ta birleşmektedir. Annesinin ismi ise Fâtima olup, Hz. Hüseyin’in torunlarındandır. Başka bir rivayete göre Ezdî kabilesindendir. Görüldüğü gibi İmam Şâfiî, nesep olarak şerefli bir soydan gelmektedir.
Birisinin aklına şöyle bir soru gelebilir: “Mezhepler olmasaydı olmaz mıydı?” Buna şöyle cevap verilebilir: Hayır olmazdı. Bu konuda Peygamberimizin bir hadisi vardır. O’nun şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Benden sonra ümmetimin âlimleri arasındaki ihtilaflar sizler için hayır ve rahmettir, şer değildir.” Bu konuda abdest meselesiyle ilgili bir örnek verebiliriz. İmam Şâfiî’ye göre, kişinin, çıplak elle namahrem bir kadının eline değmesiyle abdesti bozulur. Böyle bir adam hac esnasında ne yapacak? Hacda kişinin kendisini koruma imkanı yoktur. Tavaf esnasında eli açık, ayağı açıktır. Tavaf ibadeti de abdestsiz yapılamaz. Bu durumda Şâfiî’ler olarak Hanefî mezhebini taklid ediyoruz, böylece abdestimiz bozulmuyor ve tavafımızı tamamlıyoruz. Allah bütün mezhep imamlarından razı olsun.
2. BÖLÜM: AKÂİD
Din, İslam ve İman ne demektir?
Din kelimesi sözlükte, taat, ibadet, cezâ ve hesap gibi manalara gelir. Istılah anlamı ise din, akl-ı selim insanları kendi hür iradeleri ile ebedi saadete eriştiren ilahi kanundur. Allah katından gönderilen dinler, kaynak itibariyle aynı oldukları için, hepsi de insanları Allah’ın varlığını ve birliğini (yani, tevhidi) kabul etmeye ve O’na karşı kulluk görevlerini eksiksiz ifa etmeye davet ederler. İlahi dinler aklın, neslin, canın, dinin ve canın muhafazası gibi ortak amaçlarda birleşirler. Semâvî dinler, kullarının dünya ve ahiret saadetine kavuşmaları amacıyla Allah tarafından gönderilmiştir. Bunlar, toplumların ahenk ve düzenini sağlayan birer nizamdır. Yaratılışlarındaki gayeye ulaşmak için insanlar dine muhtaçtırlar. Dinsiz toplumların dirlik ve düzenlik içerisinde yaşamaları mümkün değildir. Din, yani tahrif edilmemiş yani değişmemiş olan tek din, İslam'dır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ “Allah katında tek din İslam’dır.”
İslam kelimesi sözlükte, teslim olmak, itaat etmek ve boyun eğmek manalarına gelir. Terim olarak ise Allah tarafından gönderilen dinlerin ortak adıdır, bunu Kur’an-ı Kerim teyit etmekte ve Hz. İbrahim'den bahsederken onun Müslüman olduğunu bildirmektedir: مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَٰكِن كَانَ حَنِيفًا مُّسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ “O İbrahim ne yahûdi idi ne de hristiyan idi. O Allah'ı tanıyan ve Hakk’a yönelen (hanif) bir müslümandı.” Böyle örnekler Kur’an’da çokça vardır. Zaten Hz. Adem'den Peygamberimiz’e (a.s.) kadar gelen bütün dinlerin ortak adı İslam'dır. Çünkü bütün peygamberler Allah'ın emirlerine ve yasaklarına teslim olmuş kişilerdir.
İslam’ın Şartları
İslam'ın beş rüknü yani temeli ve şartı vardır:
Birincisi, kelimeyi şahadet getirmektedir. Yani, eşhedü ellâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu resulü demektir. İkincisi, günde beş vakit namaz kılmaktır. Üçüncüsü, Ramazan ayı orucunu tutmaktır. Dördüncüsü malımız, nisap miktarına (81.18 g altına) denk geldiği zaman kırkta bir zekatını vermektir. Malımız hububattan ise buğday, arpa vd. diğer ürünler nisap miktarına (653 kiloya vardığı zaman) onda birini vermektir. Beşincisi, hacca gitmektir. Şu saydığım şartlar, İslam’ın temelleridir. Özetle İslam, Allah'ın bütün emirlerini yapmak, yasakladığı haramlardan kaçınmaktır. Kişi buna dikkat ettiğinde gerçek Müslüman olur. Rabbim hepimizi muvaffak eylesin.
İman kelimesinin sözlük anlamı bir şeye inanmak ve onu tasdik etmektir. Terim olarak ise Peygamberimizin (a.s.) Allah’tan getirdiği, kesin olarak bilinen dinî hükümleri kalp ile tam bir tasdik etmektir. Peygamberimizin Allah’tan getirdiği bu kesin hükümleri, yani zarûrât-ı diniyyeyi, kalben tasdik eden kişiye mümin, bu hükümleri hayatında uygulayan kişiye Müslüman denir. Bir görüşe göre ise iman ve İslam aynı anlama gelir.
İmanın Şartları
İmanın altı temel şartı şunlardır:
- Allah’a inanmak
- Meleklerine inanmak
- Kitaplarına inanmak
- Peygamberlerine inanmak
- Ahiret gününe inanmak
- Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak
Allah’a Nasıl İman Edilir?
Allah’a iman etmek, O’nun varlığına ve birliğine inanmayı gerektirir. Kâinatı ve içindekileri yaratan yalnızca Allah’tır. Hiçbir şey kendi kendine var olamaz. Örneğin, içinde oturduğumuz bir bina ya da daire kendiliğinden var olamayacağı gibi, kâinat da kendiliğinden var olamaz. Mutlaka bir ustası ve yaratıcısı vardır; o da Yüce Rabbimizdir.
Allah’ın varlığı ve birliği, diğer hiçbir varlıkla kıyaslanamaz. O’nun ne bir başlangıcı ne de bir sonu vardır. İnsanoğlunun ise başlangıcı vardır, o da doğumudur; sonu vardır o da ölümüdür. Rabbimiz ise ezelî ve ebedîdir. Her şey O’na muhtaçtır, fakat O hiçbir şeye muhtaç değildir. Allah’ın ne annesi ne babası ne de çocukları vardır. O’nun hiçbir benzeri ve ortağı yoktur. O, tektir ve eşi benzeri yoktur.
Meleklere Nasıl İman Edilir?
Meleklere iman, onların varlığını ve Allah’ın emirlerine tam bir teslimiyetle hizmet ettiklerini kabul etmektir. Cenâb-ı Allah, melekleri nurdan yaratmıştır. Onlarda nefis, uyku, erkeklik ve kadınlık gibi insana has özellikler bulunmaz. Yemeye, içmeye vb. ihtiyaç duymazlar. Meleklerin sayısı yalnızca Allah’ın bildiği kadar çoktur. Onlar asla yorulmaz, Allah’a isyan etmez ve O’nun emirlerini eksiksiz yerine getirirler.
Dört Büyük Melek ve Görevleri
Allah’ın dört büyük meleği vardır ve her birinin kendine has önemli görevleri bulunmaktadır:
Cebrâil (a.s.): Cebrâil, Allah ile peygamberler arasında vahyi iletmekle görevlidir. Yani Allah’tan gelen ilâhî mesajları peygamberlere getirir.
Mikâil (a.s.): Mikâil’in görevi, Allah’ın izniyle mahlûkatın rızıklarını temin etmek, yeryüzünü ihya etmek ve yağmurların yağması, rüzgârların esmesi, kar ve bulutların oluşumu gibi tabiat olaylarını düzenlemektir.
İsrâfil (a.s.): İsrâfil, Allah’ın emriyle sûra üflemekle görevli olan melektir. İsrâfil’in sûra üflemesiyle ilgili farklı rivayetler bulunmaktadır. Bir rivayete göre üç kez, bir diğerine göre ise iki kez üfleyecektir: İsrâfil’in sûra birinci üfleyişinde dünya yıkılacaktır. İkinci üfleyişinde göklerde ve yerde bulunan tüm canlılar ölecektir. Bundan sonra 40 gün ya da 40 yıl boyunca (rivayetler farklıdır) hiçbir canlı kalmayacak, ancak Allah’ın dilemesiyle, Peygamberler müstesna bütün canlılar çürüyecektir. Çünkü Allah, yeryüzüne peygamberlerin bedenlerini yemeyi haram kılmıştır. Bütün insanların vücutları, kuyruk sokumundaki “acbü’z-zeneb” adı verilen arpa kadar bir kemik hariç çürür. Bu kemik ise çürümez, insanların yeniden yaratılması için bir tohum görevi görür. Allah, bundan sonra 40 gün boyunca yeryüzüne yoğun bir yağmur yağdırır. Bu yağmur, yaklaşık bir zirâ‘ (kol uzunluğu) yüksekliğinde birikir ve asas kemiği bir fidan çekirdeği gibi yeşerir ortaya çıkar. İsrâfil’in üçüncü üfleyişinde tüm ruhlar, o fidan şeklindeki sahibiyle buluşur, canlanır, herkes hesap vermek üzere bedenleriyle mahşer meydanına gider.
Sûr nedir? Sûr, bir rivayete göre öküzün boynuzuna benzeyen üflemeli bir borudur. Boruda mahlûkatın sayısınca delikler vardır. İsrâfil’in sûra üfleyeceği Kur’an-ı Kerim’de açıkça bildirilmiştir: “Sûra üflenir; Allah’ın diledikleri müstesna, göklerde ve yerde kim varsa hepsi yere yıkılır. Sonra bir daha üflenir ve bir de bakarsın, hepsi ayağa kalkmış bekliyorlar.”
- Azrâil (a.s.): Azrâil, ölüm meleği olarak tanınır ve kâinattaki tüm canlıların canını almakla görevlidir. Bu görevi Allah’ın emriyle yerine getirir. Kur’an-ı Kerim’de Azrâil’in bu görevi şu şekilde bildirilmiştir: “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”Azrâil (a.s.), bir kimsenin ruhunu teslim almaya geldiğinde yanında hem rahmet hem de azap melekleri bulunur. Eğer kişi cennet ehli ise, rahmet melekleri onun ruhunu alır ve cennete götürürler. Eğer kişi cehennem ehli ise, azap melekleri onun ruhunu alır ve cehenneme götürürler. Nitekim Peygamber Efendimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Şu gördüğünüz kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur olur.”
- İslam'ın 5 şartı, imanın 6 şartı vardır. Bunlar, Peygamberimiz’in (a.s.) sahih hadisiyle sabittir. Bu hadise kısaca “Cibril hadisi” denir, sahihtir, inkarı küfürdür. “Cibril hadisi”, İslam’ın temel esaslarını öğreten en önemli hadislerden biridir. Bu hadiste Cebrâil (a.s.), insan suretinde Peygamber Efendimiz’in (a.s.) yanına gelerek İslam, iman, ihsan ve kıyamet hakkında sorular sormuş; bu sorular aracılığıyla dinin temel ilkeleri açıklanmıştır. Hadis, şu şekilde rivayet edilmiştir:
Bir gün Peygamber Efendimiz (a.s.) ashabıyla birlikte otururken, üzerinde beyaz elbiseler bulunan, saçları siyah, yoldan gelmiş gibi görünmeyen ve kimsenin tanımadığı bir adam yanlarına geldi. Adam Peygamberimizin (a.s.) yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de dizlerinin üzerine koyarak şöyle dedi: “Ey Muhammed, bana İslam’ı anlat.” Peygamberimiz (a.s.) şu cevabı verdi: “İslam, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun peygamberi olduğuna şahitlik etmendir; namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve gücün yettiğinde hacca gitmendir.”Adam: “Doğru söyledin.” dedi. Ashab bu duruma şaşırdı, çünkü hem soru soruyor hem de verilen cevabın doğruluğunu tasdik ediyordu.
Sonra tekrar sordu: “Peki, bana imanı anlat.” Peygamberimiz (a.s.) şöyle buyurdu: “İman, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere; hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır.” Adam yine: “Doğru söyledin.” dedi.
Adam bu defa “Peki, ihsan nedir?” diye sordu. Peygamberimiz (a.s.) şu cevabı verdi: “İhsan, Allah’a, O’nu görüyormuş gibi kulluk etmendir; her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.”
Son olarak: “Bana kıyamet saatinden haber ver.” dedi. Peygamberimiz (a.s.): “Bu konuda kendisine soru sorulan, sorandan daha fazla bir şey bilmez.” buyurdu. Adam: “O halde kıyametin alametlerinden haber ver.” dedi. Peygamberimiz (a.s.): “Kölenin efendisini doğurması ve çıplak, yoksul çobanların yüksek binalar yapmada birbirleriyle yarışmalarıdır.” buyurdu. Sonra adam kalkıp gitti. Peygamberimiz bir süre sessiz kaldıktan sonra ashabına şöyle dedi: “O, Cebrâil’di. Size dininizi öğretmek için geldi.”
3. Allah’ın Kitaplarına İman
İmanın şartlarından biri de Allah’ın kitaplarına imandır. Kitap kelimesi; farz, hüküm, kader ve toplu olarak yazılmış şey anlamlarına gelir. Yüce Allah, insanların hayatlarına rehberlik etmesi için vahiy yoluyla peygamberlerine zaman zaman kitaplar göndermiştir. Peygamberler de bu kitapları insanlara tebliğ etmişlerdir. Allah tarafından peygamberlere vahiy meleği cebrail vasıtasıyla gönderilen kitapların bir kısmına da “sayfalar” anlamına gelen “suhuf” denir.
Cenâb-ı Allah dört büyük kitabın yanı sıra 100 suhuf (sayfa) indirmiştir. Bu suhuflardan 10 tanesi ilk peygamber ve atamız olan Hz. Âdem'e, 50 tanesi Hz. Şît'e, 30 tanesi Hz. İdris'e, 10 tanesi ise Hz. İbrahim'e gönderilmiştir. Burada dikkatinizi çekmek istiyorum. Cenâb-ı Allah, Hz. Âdem ve Hz. Havva'yı cennetten dünyaya indirdi ardından onlara on suhuf inzal etti. Bu durum şunu ifade etmektedir: “Ey Âdemoğlu! Siz kendi nefsinize ve hevâlarınıza göre yaşamayasınız. Ancak benim gönderdiğim kanunlar ve suhuflarla hayatınızı devam ettirin."
Maalesef, biz bugünkü yaşantımıza ve inancımıza baktığımızda, Allah'ın emirlerinden uzak bir hayat sürdüğümüz kolayca anlaşılmaktadır. Bir makalede şöyle düşündürücü bir söz görmüştüm: "İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız." Ne yazık ki bizler, bugün yaşadığımız gibi inanmaya devam ediyoruz. Rabbim hepimizi affetsin ve doğru yola iletsin. Âmin.
1. Tevrat
İlk kitap olan Tevrat, İsrailoğulları'na peygamber olarak gönderilen Hz. Musa’ya (a.s.) toplu olarak indirilmiştir. Ancak Tevrat, gönderildiği dönemde çok az kişi tarafından ezberlenmiş, kısa bir sürede aslı kaybolmuştur. Bugünkü yahudilerin ellerindeki Tevrat, tahrif edilmiştir. Tevratın aslı, papazlar tarafından değiştirilmiştir. İsrailoğulları'nın son peygamberi ise Yakup Peygamber'in oğlu olan Hz. Yusuf’tur. (a.s.)
2. Zebur
İkinci kitap Zebur’dur. Bu kitap, Hz. Süleyman’ın (a.s.) babası olan Hz. Davud’a (a.s.) indirilmiştir. Ancak ne yazık ki Zebur’un da aslı korunamamış ve insanlar tarafından değiştirilmiştir.
3. İncil
Üçüncü kitap İncil, Hz. İsa’ya (a.s.) indirilmiştir. Fakat İncil de, Kur’an’ın Kerim’in ifadesiyle Hristiyanlar tarafından tahrif edilmiş, asıl metni değiştirilmiştir.
4. Kur'an-ı Kerim
Son kitap Kur'an-ı Kerim, Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) indirilmiştir. Bu kitap yalnızca Müslümanlara değil, tüm insanlığa ve cinlere rehber olarak gönderilmiştir. Yahudi, Hristiyan ya da başka inançtan olan herkesin Hz. Muhammed’e ve Kur'an’a iman etmesi şarttır. İman etmediklerinde kafir olurlar. Kur'an, önceki ilahi kitapların hükümlerini nesh (iptal etmiş) etmiştir. Kur'an-ı Kerim, 23 yıl boyunca parça parça indirilmiş ve milyonlarca insan tarafından ezberlenmiştir. İndiği günden bugüne kadar hiçbir kelimesi değişmemiş ve kıyamete kadar da değişmeyecektir.
- Peygamberlere İman
İman esaslarının dördüncüsü, peygamberlere iman etmektir. Peygamberlerden bazısına inanıp bazısını inkâr etmek küfürdür. Bu durum Kur'an-ı Kerim'de açıkça ifade edilmiştir. Bakara Suresi 285. ayette şöyle buyrulmuştur: لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ "Biz, Allah'ın peygamberleri arasında hiçbirini ayırt etmeyiz."
Peygamber kelimesi, Farsça kökenlidir ve "haber getiren kişi" anlamına gelir. Arapçada ise "nebî" ve "resul" kelimeleri aynı manada kullanılır, “gönderilen elçi” demektir.
İnsanlar hem dünyada hem de ahirette mutlu olmak isterler. Bu mutluluğa ulaşabilmeleri için onlara doğru yolu gösterecek bir rehbere ihtiyaç duyarlar. Bu rehberler, Allah’ın seçilmiş elçileri olan peygamberlerdir. Cenâb-ı Allah, zaman zaman insanlar arasından en iyilerini seçer ve onlara vahiy meleği olan Cebrail aracılığıyla emir ve yasaklarını bildirir. Peygamberler de bu vahiyleri insanlara tebliğ ederler.
Peygamberlerin bazısına suhuf (sayfalar), bazılarına ise kitaplar indirilmiştir. Bu peygamberlerin bir kısmı ümmet sahibi olan resullerdir. Rivayetlere göre peygamberlerin sayısı 124 bin, bir rivayete göre 224 bindir. Ancak bu sayıyı kesin olarak yalnızca Allah bilir. Müminler için önemli olan sayısı değil, bu peygamberlerin hepsine iman etmektir. Peygamberlerin 313’ü resuldür, yani ümmet sahibidir. Bazılarının ümmeti, yahudi, hristiyan ya da Müslüman ümmetlerinde olduğu gibi çoktur, bazılarının ümmeti ise çok azdır. Örneğin, Hz. Nuh (a.s.) 950 yıl peygamberlik yaptığı halde, en yüksek sayıyı rivayet eden görüşe göre ona inananların sayısı yalnızca 85 kişidir.
Resul olan peygamberlerin dışındakiler ise nebîlerdir. Nebî olan peygamberler, resul olan peygamberlerin getirdiği emir ve yasakları insanlara tebliğ etmişlerdir.
Peygamberlerin içinde, "ulü’l-azm" olarak adlandırılan beş büyük peygamber vardır. Bu peygamberler, kendi milletlerinden büyük eziyet ve sıkıntı çekmişler yine, sabırla mücadele etmişlerdir. Bu peygamberler şunlardır: 1. Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), 2. Hz. İbrahim (a.s.) 3. Hz. Nuh (a.s.) 4. Hz. Musa (a.s.) 5. Hz. İsa (a.s.).
Peygamberlik, insanın kendi çabası veya zenginlikle elde edebileceği bir makam değildir. Peygamberlik, yalnızca Allah’ın dilemesiyle gerçekleşir.
Kur'an-ı Kerim’de bütün peygamberlerin isimleri yer almaz; yalnızca 28 peygamberin ismi açıkça geçmektedir. Bunlar arasında, üçünün peygamber olup olmadığı konusunda ihtilaf bulunmaktadır. Lokman, Zülkarneyn ve Üzeyr hakkında farklı görüşler olsa da, en sahih görüşe göre bu şahıslar peygamber değildir, velidir.
Kur'an'da İsimleri Geçen Peygamberler Şunlardır:
1. Âdem 2. İdris 3. Nuh 4. Hûd 5. Sâlih 6. İbrahim 7. Lût 8. İsmail 9. İshak 10. Yakup 11. Yusuf 12. Eyyüp 13. Şuayb 14. Mûsâ 15. Harun 16. Dâvud 17. Süleyman 18. İlyas 19. Elyesa 20. Yunus 21. Zülkifl 22. Zekeriyyâ 23. Yahyâ 24. İsa 25. Muhammed (a.s.).
Kur'an'da ismi zikredilsin veya zikredilmesin bütün peygamberlere iman etmemiz gerekir. Peygamberlerin ilki Hz. Âdem (a.s.), son peygamber ise Hz. Muhammed’dir (sallallâhu aleyhi ve sellem). Hz. Muhammed’den sonra başka bir peygamber gelmeyecek, yeni bir kitap indirilmeyecektir. Bugün insanlığa rehberlik eden tek peygamber Hz. Muhammed ve tek geçerli kitap ise Kur'an-ı Kerim’dir. Herkesin Hz. Muhammed’e ve Kur'an’a iman etmesi gerekir. Aksi halde kişi kâfir olur.
- Ahiret Gününe İman
İmanın şartlarından biri de ahiret gününe iman etmektir. Allah, bizleri dünyaya imtihan için göndermiştir. Allah, kullarını bana bu dünyada kulluk mu edecek yoksa nefislerine ve şeytana mı uyacaklar diye yaratmıştır. Cenâb-ı Allah, Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: "Allah sizi önce yaşatıyor, sonra öldürüyor. Sonra da, kendisinde şüphe olmayan kıyamet günü sizi diriltecektir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler. Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca Allah’a aittir. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün bâtıla sapmış olanlar kaybedeceklerdir."
Hepimiz bir gün öleceğiz ve tekrar diriltileceğiz. Daha önce söylediğim gibi, insan vücudunun kuyruk sokumunda asas isminde arpa büyüklüğünde olan bir kemik vardır ki, bu kemik asla çürümez. O, insanın tohumudur, insanlar ondan tekrar diriltilir. Mezarlarımızdan dirilmiş halde kalkarız ve ruhlarımız tekrar bedenlerimize döner. Ardından mahşer meydanında Rabbimizin huzuruna hesap vermek üzere çıkacağız.
Mahşer, mîzan, sırat köprüsü, cehennem ve cennet, havz-ı kevser, bunların hepsi haktır. Hepsine iman etmemiz gerekir. Hesabımız görüldüğü zaman eğer terazinin sağ tarafı (iyiliklerimiz) ağır gelirse inşallah varacağımız yer cennettir. Allah korusun terazinin sol tarafı (günahlarımız) ağır gelirse varacağımız yer cehennemdir. Cenâb-ı Allah cümlemizi azabından muhafaza eylesin.
- Kadere İman
İmanın şartlarından biri de kadere iman etmek, yani hayır ve şer, iyi ve kötü her şeyin Allah’ın sonsuz ilmi, kudreti, iradesi ve takdiri ile meydana geldiğine inanmaktır. Kader, insan aklının sınırlarını aşan bir meseledir ve bu konuda derin tartışmalara girmek yerine, Allah’a teslimiyetle inanmak gerekir. Özetle kader, Cenâb-ı Allah’ın ezeli ilminde her şeyi önceden bilmesi ve zamanı gelince bu bilginin, Allah’ın belirlediği programa uygun şekilde meydana gelmesidir. Ancak biz insanlar, bu programı önceden bilemeyiz; yalnızca yaşadığımızda öğreniriz. Bunu bir örnekle açıklayabiliriz: Bir yönetmen çektiği bir filmin sonucunu önceden bilir çünkü o filmi yazan ve çeken kendisidir. Ancak filmi seyreden kişiler, filmi ancak seyrettikten sonra öğrenirler. Hayatımız da buna benzer; Allah, her şeyin sonucunu en başından bilir çünkü her şeyi yaratan O’dur. Biz ise yalnızca yaşadığımız olaylarla bunu öğreniriz.
Şimdi bir müslümanın iman etmesi gereken şeylerin, toplu halde amentünün Arapçası ve Türkçesi şöyledir:
آمَنْتُ بِاللهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ اْليَوْمِ اْلآخِرِ وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالَى وَ اْلبَعْثُ بَعْدَ اْلمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لآ اِلَهَ اِلاَّ اَللهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وُ رَسُولُهُ.
Türkçe Okunuşu:
"Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ vel-ba‘sü ba’de’l-mevti hakkun eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh."
Türkçe Anlamı:
"Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere; hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman ettim. Öldükten sonra dirilmek haktır. Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir."
İnsanın, İslam'a girdikten sonra yani müslüman olduktan sonra yapması gereken vazifeler vardır. Bunların başında temizlik, abdest, namaz gelmektedir. Başta da ifade ettiğim gibi, biz peygamber görmedik, müçtehid âlim de değiliz. Bu yüzden bir mezhebe göre amel etmemiz gerekir. Bizim halkımızın çoğunluğu Şâfiî olduğu için, bu kitapçığı Şâfiî mezhebinin alimlerine göre yazacağım. Bu kitapçığı özellikle gençlerimiz için hazırlıyorum, yardımı da Allah’tan bekliyorum.
3. BÖLÜM: TAHÂRET (TEMİZLİK)
Allah’a iman edip Müslüman olduktan sonra, her müminin yerine getirmesi gereken bazı vazifeler vardır. Bu vazifelerin başında ibadetler gelir. Ancak ibadetlerin kabul olması için de belirli şartlara ve kurallara uygun olarak yapılması gereklidir. Örneğin namaz kılarken veya Kâbe’yi tavaf ederken, maddi ve manevi olarak temiz olmak gerekir. Yani insanın bedeni ve namaz kılacağı yer temiz olmalıdır. Yine abdestli olması lazımdır. Eğer bu şartlar yerine getirilmezse, ibadetler geçerli (sahih) olmaz.
Şimdi ibadetin anahtarı olan tahâret (temizlik) konusunu ele alacağız.
İslam, maddi ve manevi temizliğe büyük önem veren bir dindir. Kur’an-ı Kerim’de Allah, temiz olan kullarını şöyle övmektedir: اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ "Şüphesiz Allah, çok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri sever." Sevgili Peygamberimiz de (a.s.) temizliğin önemini şu hadis-i şerifiyle dile getirmiştir: الطَّهُورُ شَطْرُ الإِيمَانِ “Temizlik imanın yarısıdır."
İslam, temizlik konusuna çok büyük bir önem vermiştir. Temizlik, yalnızca dini bir emir değil, aynı zamanda umûmi ve husûsi sağlığı koruyan önemli bir ilkedir. Nitekim tıp bilim adamları da sağlığın korunmasında temizliğin önemini vurgulamıştır. İslam’ın emrettiği temizlik, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engeller. Çünkü mikroplar, açık olan dış organlardan vücuda girmektedir. Her gün ellerin, ayakların ve vücuda temas eden dış bölgelerin yıkanması, cünüplüğün ardından vücudun tamamının yıkanması, insanı kirlerden ve hastalıklardan korur. Temizliğin, bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en etkili yol olduğu tıbben de sabittir.
Tahâret, sözlükte “temizlik” anlamına gelir. Hem bedensel temizliği hem de manevi temizliği ifade eder. Dini olarak ise namaz kılmaya, tavafa mani olan necasetin ve hadesin (yani, abdestsizliğin) giderilmesidir. İbadetlerin düzgün bir şekilde yapılabilmesi için insanın bedenine, elbisesine veya ibadet edeceği mekana bulaşan necaset gidermesi farzdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.) “Ve elbiseni temizle.” buyurmuştur. İslam'da temizlik çeşitleri hadesten tahâret ve necasetten tahâret olmak üzere ikidir:
- Hadesten Tahâret
Hadesten tahâret, namaz kılmaya engel olan abdestsizlik ve cünüplüğü kaldırmaktır. Yani abdesti olmayan kişinin abdest alması, cünüp olan kişinin gusletmesi demektir. Ayrıca hayız ve nifas (lohusalık) gibi durumlarda kadının kanı kesildikten sonra gusletmesi hadesten temizlenmesi anlamına gelir.
- Necasetten Tahâret
Necasetten tahâret, vücuda, elbiseye veya namaz kılınacak mekâna bulaşan necasetlerin temizlenmesidir. Necaset, namaz kılmaya engeldir. Vücudunda, elbisesinde veya namaz kılacağı yerde az da olsa necaset bulunan bir kişinin namazı geçerli değildir.
Suların Çeşitleri
İslam'da temizlik ve tahâret için kullanılan su, yedi kısımdır. 1. Yağmur suyu 2. Kar suyu 3. Dolu suyu 4. Pınar suyu 5. Kuyu suyu 6. Akarsu 7. Deniz ve Göl suyu. Bunlar, temizleme amacıyla kullanılan ve yaratıldıkları vasıf üzere kalan sulardır.
Bunlar, temizlikte kullanılabilmesi açısından dört kısma ayrılır:
1. Temiz ve Temizleyici Olan Sular
Bu sular, hem temizdir hem de temizlikte kullanılabilir. Bu su, yaratıldığı vasfı üzere kalıp, rengi ve kokusu değişmeyen, temizlenmesi gereken şeylerin temizlenmesini sağlayan sudur. Bu suya mutlak su denir. Hem içilebilir hem de abdest almak, gusül yapmak ve necasetleri temizlemek için kullanılabilir.
2. Temiz ve Temizleyici Olup Kullanılması Mekruh Olan Sular
Temiz ve temizleyici olduğu halde bazı suların vücutta kullanılması mekruhtur. Örneğin, Hicâz gibi bir memlekette sıcak mevsimde demir, bakır gibi madeni kapların içerisinde güneşin altında ısınan suyu abdestte, gusülde veya taharetlenmede kullanmak mekruhtur. Böyle bir suyu hayvana içirmek bile mekruhtur. Fakat sıcaklığı gittikten sonra bu su kullanılabilir. Böyle suları elbise yıkamak için kullanmak ise mekruh değildir. Ayrıca namaz vakti daralır da kişi abdest için başka bir su bulamazsa bu suyu kullanabilir. İmam Şâfiî’nin beyanına göre böyle bir suyu kullanmak alaca hastalığına sebep olabilir. Bir de kullanılacak su, çok sıcak veya çok soğuk olmamalı, vücuda zarar vermemelidir. Binaenaleyh havası soğuk veya mutedil bir memlekette güneşe bırakılan yahut topraktan yapılmış bir kapta güneşte ısıtılan suyu kullanmak mekruh değildir.
3. Temiz Ama Temizleyici Olmayan Sular
Bu tür sular üç kısımdır:
- İçine temiz bir şey karışan su
Bu sular, içine temiz bir şey karıştığı için temizleyicilik vasfını kaybeder. Bu su, artık abdest, gusül almada ve necaseti temizlemede kullanılmaz. Örneğin, bir kova suya bir kaşık yoğurt veya bir kaşık pekmezin karışması gibi. Bu su bu halde yine temizdir fakat abdest almada veya necasetin giderilmesinde kullanılamaz.
- Az miktardaki müsta‘mel (kullanılmış) su
Buradaki az sudan maksat kulleteyn, yani eni, boyu ve derinliği 60’ar cm olan bir havuz veya eni 48 cm, derinliği 96 cm olan silindir şeklindeki bir havuz dolusu su ya da şekli nasıl olursa olsun 216 litre hacimli havuz dolusu su demektir. Bu miktardan eksik olan su, az olduğu için temizlikte bir defadan fazla kullanılmaz. Fakat bu miktardaki suyun olduğu havuzda defalarca abdest alınsa o havuzdaki su müsta‘mel (kullanılmış) sayılmaz.
- Bitkilerden akan sular
Meyve suyu, karpuz suyu, gül suyu gibi sulardır. Bu sular temizdir, içilebilir fakat; temizleyici değildir. Bu sulardan abdest alınmaz ve bu sularla necaset giderilmez.
- Temiz Olmayan Necis Su (Müteneccis su)
Başlangıçta temiz olsa da suya karışmış olan necis maddeler nedeniyle artık temiz olmayan sudur. Bu tür sular ikiye ayrılır:
- İçine necaset karışan az miktardaki su
Eğer kulleteyn miktarından az bir suya, örneğin 100 litrelik bir suya bir damla idrar veya hayvan pisliği düşerse, suyun rengi ve kokusu değişmese bile o su artık necis olur. Necis olan su ile abdest alınamaz ve necaset giderilemez. Ancak bu suyla bitkileri sulamakta bir sakınca yoktur.
- İçine necaset karışan çok miktardaki su
Kulleteyn miktarı veya daha fazla suya necaset düşmüşse ve bu suyun rengi, kokusu yahut tadı değişmişse, o su necis olur. Artık bu su, abdestte, gusülde ve necaseti gidermede kullanılamaz. Yine yeme ve içmede, çamaşır yıkamada da kullanılamaz. Hayvanlara içirilebilir.
Sinek, bit, pire, arı veya akrep gibi akıcı kanı olmayan hayvanlardan birinin suya düşmesi durumunda, su necis olmaz. Yine bu hayvanlardan birinin süt, pekmez, ayran, şerbet gibi bir gıdaya düşüp ölmesi durumunda içecek necis olmaz. Eğer biri tarafından kasten içine atılırsa necis olur. Yine yukarıda sayılan sinek ve benzeri şeyler ölü iken az olan suya düşerse suyu murdar eder.
Özetleyecek olursak su aslında iki kısımdır. Biri mutlak sudur, asli halini koruyup içinde herhangi bir karışımın bulunmadığı sudur. İkincisi mukayyet sudur, içine bir şey karıştığı için, rengi, tadı ve kokusundan ibaret olan üç vasfının bir kısmını veya tamamını kaybeden sudur. Bu su, temizdir, fakat temizleyici değildir, bu sudan abdest alınamaz.
Sıvı ve Katı maddelerin Temizliği
Sıvı ve katı maddeler şu dört şeyle temizlenebilir:
- Mutlak Su
Allah Kur'an-ı Kerim'de, suyun temizleme özelliği hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah sizi temizlemek için gökten üzerinize su indiriyordu..."
- Temiz Toprak
Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Eğer su bulamazsanız, temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. (yani, teyemmüm edin.)"
- Tabaklama (Dibâgât)
Herhangi bir deri ve cild tabaklanırsa temizlenmiş olur. Domuz ve köpek derileri hariç, bütün hayvan derileri tabaklanarak temiz hale gelir.
- Sirkeye Dönüşüm
Şarap gibi içecekler, içine herhangi bir şey katılmaksızın kendi kendine sirkeye dönüşürse temiz kabul edilir.
Bu dört temizleyici madde ile şu dört temizlik gerçekleşir: 1. Abdest 2. Gusül 3. Teyemmüm 4. Necasetin giderilmesi.
Kılıç, bıçak veya benzeri düz ve parlak yüzeylere necaset bulaştığında, necaseti yalnızca silerek temizlemek yeterli değildir; mutlaka su ile yıkamak gerekir. Ayakkabıya necaset bulaştığında ayakkabının da suyla yıkanması gerekir, yere sürterek pisliğin giderilmesiyle temiz olmaz. Necis bir ayakkabıyla namaz kılınamaz. Ayakkabı temizse ayakkabıyla da namaz kılınabilir.
Necis Maddeler ve Hükümleri
Pis (necis) kabul edilen bazı maddeler şunlardır:
Domuz ve köpek.
İnsan ve hayvanların idrarı.
Mezi: İnce, sarı renkli bir sıvı olup zayıf bir şehvet hissiyle önden gelir. Pistir ancak gusül gerektirmez. Yalnızca bulaştığı yer temizlenir. Kişi abdestini alır, namazını kılar.
Vedi: Beyaz, bulanık ve koyu kıvamlı bir sıvıdır. Genellikle idrar sonrasında veya ağır bir iş kaldırıldığında önden gelir. Mezi gibi necistir, ancak guslü gerektirmez.
İnsanın ve her çeşit hayvanın dışkısı.
Kan ve irin.
Kusmuk ve mideden gelen her şey.
Geviş: Hayvanların midesinden çıkarıp tekrar çiğnediği yiyecekler.
Eşek gibi eti yenmeyen hayvanların sütü necistir. Ancak kısrağın sütü helaldir.
Dine uygun olarak kesilmemiş veya hiç kesilmeden ölmüş hayvanlar.
Şarap ve sarhoş edici her türlü sıvılar, kolonya da dahildir.
Necaset Çeşitleri ve Hükümleri
Necaset (pislik) üç gruba ayrılır:
1. Necaseti Galiza (Ağır Necaset)
Köpek ve domuzun bulaştığı herhangi bir şey, temiz ve temizleyici olan su ile yedi defa yıkanmalıdır. Bu yıkamaların birinde suya temiz toprak karıştırılması şarttır. Toprak yerine sabun veya benzeri maddelerin suya karıştırılması yeterli değildir.
2. Necaseti Hafife (Hafif Necaset)
Gıda olarak anne sütü dışında bir şey yememiş ve henüz iki yaşını doldurmamış olan erkek bebeğin idrarıdır. Bu durumda, necasetin bulaştığı yere sadece temiz bir su dökülmesi yeterlidir. İdrarı değdiği yeri ovalamaya gerek yoktur. Böylece, o yer temizlenmiş kabul edilir ve onunla namaz kılınabilir.
3. Necaseti Mutavassıta (Orta Dereceli Necaset)
Bu, birinci ve ikinci maddeler dışında kalan tüm necaset türlerini içerir. Örneğin: İdrar, dışkı, kan ve içki gibi.
Necaseti Mutavassıta iki alt gruba ayrılır:
a) Necaseti Hükmiye (Görünmeyen Necaset)
Rengi, kokusu veya tadı olmayan necasettir. Elbiseye bulaştıktan sonra kuruyan idrar gibi. Bu tür necasetlerin temizlenmesi için bulaşan yerin temiz bir su ile en az bir kez yıkanması yeterlidir.
b) Necaseti Ayniye (Görünen Necaset)
Maddesi olan veya renk, koku ve tat özelliklerinden biri bulunan necasettir. Böyle bir necasetin bulaştığı yerin temizlenmiş sayılabilmesi için pisliğin kendisinin tamamen giderilmesi ve ayrıca rengini, kokusunu veya tadını yok etmek gerekir. Sabunla veya başka maddenin yardımıyla ovalamak da lazımdır.
Hela (Tuvalet) Adabı ve Hükümleri
Helâ sözlükte "Boş bir alan, yalnız kalınan yer" anlamlarına gelir. Örfte ise “abdest bozma yeri” manasında, bu iş için tahsis edilmiş bina anlamında kullanılır. Def-i hâcet, wc de aynı manadadır. Helanın vacip, sünnet, mekruh ve haramları vardır.
Helanın Vacipleri (Gerekli Olanlar)
İdrar ve dışkıyı vücuttan tamamen temizlemek için gayret etmek vaciptir. Temizlenmek için yürümek, hareket etmek ve öksürmek gibi şeyler yapmak gerekiyorsa yapmak gerekir. Çünkü her insanın durumu farklı farklıdır. Kamışında (cinsel organında) biraz idrar kalıp, az sonra akacağını tahmin ettiği halde namaz abdesti alırsa, abdesti geçerli değildir. Mutlaka kişi, kendinden emin olduktan sonra yani, istibra yaptıktan sonra abdest almalıdır. Aksi halde abdest aldıktan sonra akıntı olursa abdesti bozulmuş olur.
Helanın Sünnetleri
Kır gibi açık bir alanda bulunuluyorsa hacetini yapmak için halktan uzak bir yere gitmek.
Baş ve ayaklarında bir şey bulundurmak.
Helaya sol ayakla girmek. Camiye girerken tam tersi yapılır. Camiye sağ ayakla girilir, camiden sol ayakla çıkılır.
Helaya girmeden önce şu duayı okumak:
بسم الله اللّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخُبْثِ وَالْخَبَائِثِ.
Türkçe okunuşu şöyledir: "Bismillah Allahümme inni eûzü bike mine’l-hubsi ve’l-habâis." Türkçe manası şöyledir: (Allah’ın adıyla, Allah'ım! Şüphesiz ki ben her türlü pislikten ve kötülüklerden sana sığınırım.)
- Heladan çıkarken üç defa şu duayı okumak: غفرانك “Gufrâneke” (Beni bağışlamanı dilerim.) ve الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنِّيَ الأَذَى وَعَافَانِي "Elhamdülillâhillezî ezhebe annîl-ezâ ve âfâni." (Benden bu pisliği gideren ve bana afiyet veren Allah’a hamd olsun.)
Oturacağı yere kadar avret yerini açmamak.
Otururken ağırlığını sol ayağa vermek.
İdrarın sıçramaması için çukur oluşacak bir yer aramak.
Zaruret olmadıkça tuvalette konuşmamak.
Önden veya arkadan çıkan şeylere, tenasül organına ve göğe bakmamak.
Zaruret olmadıkça ayakta idrar yapmamak.
Banyo yapılan yerde tuvaletini yapmamak.
İdrar damlası kalmadığına kanaat getirmeden abdest almamak. Abdest aldıktan sonra bir damla sızarsa kişinin hem abdesti bozulur hem de elbisesi kirlenir.
Sol elle taharetlenmek. Helaya tükürmemek. Helada ihtiyaçtan fazla kalmamak.
Helada bir şey yiyip içmemek.
Helanın Mekruhları (Tuvalette Kaçınılması Gerekenler)
Üzerinde Allah'ın veya Peygamberimizin (a.s.) adı yazılı olan herhangi bir şeyi üzerinde bulundurmak mekruhtur. İmam Evzaî’ye göre, kişinin Kur’an-ı Kerim, hadis ve dini kitapları tuvalete götürmesi haramdır. Peygamber Efendimiz (a.s.) da üzerinde محمد رسول الله “Muhammedun Rasulullah” (Muhammed, Allah’ın elçisidir) yazılı olan yüzüğünü çıkarır, helaya öyle girerdi.
Yol üzerinde, insanların oturduğu veya kullandığı yerlerde, nehir kenarında, ağaçların altında def-i hâcetini yapmak.
- Bina içinde kıbleye doğru yüz veya sırtını çevirmek; çölde, açık arazi de Beytü’l-makdise, aya ve güneşe doğru dönmek.
- Tuvalette Allah'ı dil ile zikretmek mekruhtur; ancak kalben zikretmenin bir sakıncası yoktur.
- Şarkı, türkü söylemek, müzik mırıldanmak.
- Selam almak.
- Arzın deliklerine, durgun suya, rüzgâr yönüne doğru ihtiyacını gidermek veya mezarlıkta def-i hâcet yapmak.
- Hela hariç def-i hâcet yaptığı yerde istinca yani taşla tahâretlenmek. Bu durumda uygun olan oradan kalkıp başka yerde temizlenmesidir.
- Tuvalette gereğinden fazla oyalanmak.
- Ayakta idrar yapmak. Bunları yapmaktan kaçınmak gerekir, hepsi mekruhtur.
Helanın Haramları (Tuvalette Yapılması Yasak Olan Şeyler)
- Kırda, açık bir alanda, 30 santimetre yüksekliğinde bir taş, duvar vb. bir şeyin yanında oturmadan, kıbleye doğru yüz çevirmek veya sırtını dönmek.
Camide def-i hâcetini gidermek.
- Kabir üzerine oturarak def-i hâcetini yapmak.
- Suyun içinde def-i hâcetini yapmak. Ancak büyük nehir veya deniz kenarında olursa zararı yoktur.
- Meyve veren bir ağacın altında tuvaletini yapmak.
- Kıbleye dönerek idrarını yapmak. Ancak rüzgar, kıblenin hem sağından hem de solundan eserse, kişi kıbleden başka yana döndüğünde idrarın kendisine sıçrayacağından emin olursa, bu durumda zaruret sebebiyle yönünü kıbleye dönebilir.
- Temizlenme vasıtaları dörttür: 1. Su: 2. Toprak: 3. Taş: 4. Dibâgat (Deriyi işleme yöntemi).
İstinca nedir?
İstinca lügatte “kesmek” manasına gelir. Şeriatta ise ön ve arkadan çıkan bu pislikleri su, taş ve benzeri şeylerle temizlemektir. İstinca müstakil bir taharettir ve vaciptir. İstincada su kullanmak esas ise de taş ve benzeri şeyler ile de istinca yapmak caizdir. Fakat necasetin hem kendisini hem de eserini izale etmek için önce taş sonra su kullanmak daha iyidir. Bir kimse “İkisini bir arada kullanmak bana zor geliyor, hangisini kullanmak daha iyidir?” derse, “Bu durumda tabi ki suyu kullanmak daha iyidir.” diye cevap verilir.
Taş ve onun hükmünde olan şeyler de istinca yapabilmek için bazı şartlar vardır: 1. Necaset yerinin kurumamış olması. 2. Necasetin bulunduğu yeri değiştirip başka bir mahalle başka bir yere bulaşmaması. 3. Necasetin insanı makatını ve erkeğin hâşâvesini yani sünnet yerini aşmaması lâzımdır. Şayet kişi ishal olursa, necaset asıl yerinden taşarsa taşla istinca yapılamaz, su ile taharetlenmek gerekir. 4. Üç taş veya bir taş bir taşın üç kenarıyla yapılır. Yeterli gelmezse yani temizlenemezse üçten fazla taş kullanabilir. 5. Kullanacağı şeyin temiz olması gerekir. Mesela tezekle istinca olmaz. 6. Necaseti izale edici olmalı. Mesela cam ve kaygan şeyler kullanılamaz. 7. Muhterem bir şey olmaması. Örneğin, ekmek, kemik veya üzerinde değerli yazılan bulunan kağıdın kullanılmaması gerekir. 8. Sol elle istinca yapmalı ve istinca yaparken önden arkaya doğru gitmeli.
Abdest Hükümleri
Abdestin şart, farz, sünnet ve mekruhları vardır:
Abdestin Şartları
Müslüman olmak.
Mümeyyiz, yani iyiyi kötüden ayırt edebilecek bir akıl olgunluğuna sahip olmak.
Mutlak su abdest almak.
Mutlak su ile abdest aldığını bilmek.
Suyun vücud üzerinden akmasına engel herhangi bir şey bulunmaması.
Suyun uzuvların (organ) üzerinden akması.
Hayız ve nifas gibi abdest almaya mani bir hal üzere olmamak.
Abdest niyetini abdest bitene kadar devam ettirmek, korumak.
Abdestin nasıl alınacağını bilmek.
Vücutta ve uzuvlarda varsa eğer necasetleri temizlemek.
Yıkanması gereken uzuvlarla beraber ona bitişik uzvun bir kısmını da yıkamak.
Abdestsiz olduğunu bilmek.
Özür sahibi biri için namaz vaktinin girmesi. Özür sahibi birinin namaz vakti girmeden aldığı abdest geçersizdir.
Abdestin Farzları
Abdestin farzları altıdır: 1. Niyet 2. Yüzü yıkamak 3. Elleri dirseklerle beraber yıkamak 4. Başı mesh etmek 5. Ayakları yıkamak 6. Tertip (sırayla yapmak). Şimdi bu altı farzı ayrıntılı bir şekilde açıklayacağım inşallah.
1. Niyet:
İbadetlerin geçerli sahih (geçerli olması) için niyet edilerek yapılması şarttır. Niyetsiz yapılan ibadetler geçersizdir. Bunu Peygamber Efendimiz’in (a.s.) şu hadisinden anlıyoruz ki o şöyle buyurmuştur: “Ameller niyetlere göre değerlendirilir; herkesin niyet ettiği şey neyse ona ulaşacak olan, ancak odur.”
Namaz bir ibadettir. İbadetlere vesile olan şeyler de ibadet hükmünde olduklarından, namazın vesilesi olan abdest de ibadet hükmündedir. Dolayısıyla abdestin de geçerli olabilmesi için niyet edilerek alınması farzdır. Niyet, sözlükte “kastetmek” anlamına gelir. Niyetin şartları şunlardır:
- Niyet sahibinin müslüman olması.
- Mümeyyiz (iyiyi kötüden ayırt edebilecek yaşta ve zihinde) olması.
- Neye niyet ettiğini ve yapacağı işin keyfiyetini bilmesi.
- Niyetin kalben yapılması yeterlidir; ancak dil ile de söylemesi sünnettir.
Abdestsiz birinin şu üç şeyi yapması haramdır: 1. Farz veya sünnet olsun namaz kılması. 2. Farz veya sünnet olsun Kâbe’yi tavaf etmesi. 3. Kur’an-ı Kerim’e el sürmek veya onu taşıması haramdır. Bu üç şeyden birini yapabilmesi için kişi niyet getirirse, artık abdestli olur. Örneğin: “Kur’an-ı Kerim’e el sürmek için abdest alıyorum” veya “Namaz kılmak için ya da tavaf etmek için abdest alıyorum.” derse abdesti geçerli olur.
Abdest almak isteyen kimse hadesin yani abdestsizliğin kaldırılmasına diye niyet eder. Niyet, yüzü yıkamaya başlandığı anda yapılır. Daha önce yapılırsa geçerli olmaz. Şöyle niyet edilebilir: نويت أن أرفع حكم الحدث أو نويت رفع الحدث “Neveytü en erfaa hükme’l-hadesi” veya “Neveytü raf‘el-hadesi” (Abdestsizliği kaldırmaya niyet ettim.) şeklinde niyet edilebilir. Niyet, Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve bütün dillerde yapılabilir.
- Yüzü yıkamak:
Yüzün sınırları: Saç bitiminden çene kemiğinin altına kadar ile iki kulak memesi arasındaki bölgedir. Yüzü yıkarken yüzde bulunan hafif sakal, kaş, kirpik, bıyık, favoriler ve dudak altındaki kılların hem üstlerini hem de alt kısımları tamamen yıkamak lazımdır. Gür sakalın ise sadece dışını yıkamak yeterlidir. Gür sakalın ölçüsü şudur: Karşıdan bakıldığında deriyi göstermeyen sakal miktarıdır. Hafif sakalın ölçüsü ise karşıdan bakarken yüzdeki derinin görülmesidir. Gür sakalı parmak uçlarıyla hilallemek yani elle karıştırmak sünnettir.
Elleri dirseklerle birlikte yıkamak:
Elleri ve kolları, parmak uçlarından dirseklere kadar, tamamen birlikte yıkamak farzdır. Dirsek de kola dahildir ve mutlaka yıkanmalıdır. Abdeste başlarken ellerin yıkanması yeterli değildir. Yüzü yıkadıktan sonra el ve kollar tekrar yıkanır. Abdest azalarını bir kez yıkamak farzdır. Üç kez yıkamak ise sünnettir.
Parmak uçlarını örtecek kadar uzayan tırnakların altının yıkanması gerekir. Suyun ulaşmasını engelleyen oje gibi maddeler hem abdeste hem gusle manidir. Abdestte başlamadan önce bu gibi maddelerin temizlenmesi gerekir. Aksi durumda alınan abdest geçerli olmaz. Parmaklardaki dar yüzüğü ya çıkarmalı yahut oynatmalıdır.
Başı mesh etmek:
Yüzün sınırları dışında kalan başın bir kısmını mesh etmek farzdır. Başın az bir kısmının hatta birkaç tane saç telinin mesh edilmesi, saçı olmayanın başına mesh etmesi farzı yerine getirmek için yeterlidir. Ancak hepsini mesh etmek sünnettir. En azından Hanefî mezhebinin görüşüne uygun olarak başın dörtte birini mesh edelim. Hanefî mezhebine göre, farz olan miktar, başın dörtte birinin mesh edilmesidir.
Bir kadın yabancı erkeklerin bulunduğu bir ortamda abdest alacaksa başına mesh yaparken başörtüsünü açmak zorunda değildir. Başörtüsünün üzerine az miktarda su damlatıp suyun rutubeti başa ulaşacak şekilde mesh yaparsa bu yeterlidir.
Ayakları topuklarla birlikte yıkamak:
Ayakları, yan taraflardaki aşık kemikleriyle (topuk çıkıntıları) birlikte, parmakların arasını ve ayaktaki yarıkları da yıkamak farzdır. Ayak üzerinde ve tırnak altında bulunan, suyu altına geçirmeyen kir, boya veya benzeri şeyleri de gidermek lazımdır. Eğer parmak aralarına hilalleme yapmadan su ulaşmıyorsa, hilallemek yani ovalamak gerekir.
Tertip (Sıraya uymak):
Abdest azalarının yukarıdaki sıraya uygun şekilde yıkanması farzdır. Abdeste niyet ile başlanır. Sonra yüz ve kollar yıkanır. Sonra baş mesh edilir. Sonra ayaklar yıkanır. Tertibe riayet etmeden abdest alan kişinin abdesti geçerli değildir.
Denize, göle veya havuza girerek abdest almak isteyen biri, niyet getirerek bütün azalarıyla suyun içine dalarsa abdest almış olur. Bu durumda tertip şartı aranmaz, abdesti geçerlidir.
Eğer biri abdest alırken yanlışlıkla önce sol kolu, sonra sağ kolu yıkarsa abdesti geçerlidir; ancak sünneti terk etmiş olur. Aynı durum ayaklar için de geçerlidir. Yine de dikkat edelim, sünnetleri de terk etmeyelim inşallah.
Abdestin Sünnetleri
- Abdest alırken imkân varsa kıbleye dönmek.
- Misvak kullanmak. Misvak, dişleri temizlemek için ağaçtan veya benzeri şeylerden yapılan bir temizlik aletidir. Hicâz bölgesindeki Erak isimli ağaçtan üretilmesi şart değildir. Ancak Erak ağacının faydalı maddeler ihtiva ettiği ve Peygamber Efendimiz’in (a.s.), özellikle Erak ağacından yapılan misvakı kullandığından, onu kullanmak evlâdır. Şimdiki diş fırçası da abdest alırken kullanılırsa sünnet yerine gelmiş olur. Ancak Erak ağacından yapılan misvakın, mikrop öldürücü özelliği olduğu bilinmektedir. Misvak kullanmanın önemi konusunda Peygamberimiz Efendimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ümmetime sıkıntı verme korkum olmasaydı, her namaz için misvak kullanmalarını emrederdim.” Misvak her zaman kullanılabilir. Kur’an okumadan önce, uykuya başlarken ve uykudan kalktıktan sonra, ağız tadı bozulduğunda kullanılabilir. Ancak oruçluyken öğleden sonra misvak kullanmak mekruhtur.
- Abdeste eûzü besmele çekerek başlamak. Besmeleyi elleri bileklere kadar yıkarken çekmeli ve bu esnada şu duayı okumalıyız: اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي جَعَلَ الْمَاءَ طَهُورًا وَجَعَلَ الْإِسْلَامَ نُورًا “Elhamdülillahillezi ce’alel mâe tahûran ve ce’alel İslâme nûran” (Hamd, suyu temizleyici ve İslam’ı bir nur kılan Allah’a mahsustur.)
- Suyu üzerine sıçratmamak.
- Elleri yıkarken abdestin sünnetine niyet etmek sünnettir. نَوَيْتُ سُنَّةَ الْوُضُوءِ “Neveytü sünnete’l-vüdûi” (Abdestin sünnetine niyet ettim.) Yüzü yıkarken yapılan niyet ise farzdır. Bu iki niyet birbirinden farklıdır, dikkat edelim.
- Elleri bileklere kadar yıkamak sünnettir. Kollarımızı yıkadığımız zaman elleri tekrar yıkamak lazımdır.
- El ve ayak parmak aralarını ovalamak.
- Mazmaza (ağıza su vermek) yapmak ve istinşak (buruna su vermek) sünnettir. Su sağ elle verilir, sol elle temizlik yapılır.
- Yüzü yıkarken yukarıdan aşağı doğru yıkamak ve suyu yüze çarpmamak. Gür olan sakalı ovalamak ve hilallemek.
- Başın tamamını meshetmek. Her iki kulak içini ve dışını yeni bir su ile mesh etmek. Ensenin mesh edilmesine dair sahih bir delil gelmemiştir.
- Abdest azalarını yıkarken azaların hiçbir yerinin kuru kalmamasına özen göstermek.
- Abdest alırken önce sağ eli, sonra sol eli; önce sağ ayağı, sonra sol ayağı yıkamak sünnettir. Peygamberimiz (a.s.) bütün iyi şeylerde daima sağ elini kullanırdı, iyi olmayan şeylerde ise sol elini kullanırdı.
- El, yüz, ayak gibi farz olan azaların dışındaki organları da yıkamak. Mesela kolu yıkarken, dirseklerle beraber biraz daha yukarısını yıkamak sünnettir. Aynı şey diğer azalar için de geçerlidir.
- Bütün yıkama ve mesh etmeleri üçer kez yapmak.
- Abdest alırken mazeret olmaksızın başkasından yardım istememek.
- Abdest aldıktan sonra ellerini silkelememek. Bu davranış, ibadetin adabına uygun değildir.
- Kurulanmamak. Çünkü abdest almak bir ibadettir. Eserinin vücutta kalması güzeldir. Ancak hava soğuk olursa veya kişi abdestten sonra teyemmüm edecekse yada sağlık bakımından zarar görme ihtimali varsa kurulanmanın zararı yoktur.
- Abdest alırken konuşmamak.
- Suyu israf etmemek.
- Elleri yıkarken parmaktaki yüzüğü oynatmak, yüzük darsa çıkarmak lazımdır.
- Abdest azalarını yıkarken uzun süre ara vermemek.
- Abdest alan kişi ibrik gibi bir şeyle abdest alıyorsa, ibriği sol tarafına koyması.
- Her zaman abdestli bulunmaya çalışmak.
- Her abdestten sonra iki rekat namaz kılmak sünnettir. Kerahet vaktinde bile olsa bu namaz kılınabilir. Çünkü Şâfiî mezhebine göre sebepli bir namaz kerahet vakti bile olsa kılınabilir. Namaza başlarken şöyle niyet edilebilir: “Niyet ettim Allah rızası için iki rekat abdest sünneti namazını kılmaya.”
- Abdestten sonra kıbleye dönerek şu dua okunabilir:
أشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُاللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِنَ التَّوَّابِينَ وَاجْعَلْنِي مِنَ الْمُتَطَهِّرِينَسُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَوَصَلَّى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
Türkçe Okunuşu:
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah vahdehû lâ şerîke leh, ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh. Allahummec’alni mine’t-tevvâbîn ve’c’alnî mine’l-mütetahhirîn. Sübhaneke allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illa ente. Estağfiruke ve etubu ileyk ve sallallahu ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.”
Türkçe Anlamı:
(Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim. Allah’ım, beni tevbe edenlerden ve temizlenenlerden eyle. Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim Allah’ım, ve sana hamd ederim. Şahitlik ederim ki senden başka ilah yoktur. Senden bağışlanma diler ve sana tövbe ederim. Allah’ın selamı, efendimiz Muhammed’in, onun ailesinin ve tüm sahabenin üzerine olsun.)
Abdestin Mekruhları
Abdestin mekruhları, kısaca abdestin sünnetlerini terk etmektir. Abdestin mekruhlarından sakınmak ve sünnetlere riayet etmek gerekir. Mekruh, şeriatın ve insan tabiatının hoş karşılamadığı, güzel görmediği hareketlerdir. Kişi, mekruh olan bir şeyi yaptığında günahkar olmaz, sünnetleri yaptığında ise sevap kazanır. Mekruhlardan bazıları şunlardır:
Helada abdest almak.
Boynu meshetmek: Bu Peygamber Efendimiz'in (a.s.) uygulamalarında yer almayan bir davranıştır.
Abdest aldıktan sonra ihtiyaç olmadan kurulanmak.
Abdest uzuvlarını silkelemek. Suyun doğal şekilde akıp kurumasına izin vermek daha uygundur.
Abdest uzuvlarını üç defadan fazla veya az yıkamak.
Sol sağdan önce yıkamak: Sağ taraflardan başlamak sünnettir.
Suyu israf etmek.
Abdesti Bozan Şeyler
Ön veya arkadan bir şeyin çıkması abdesti bozar.
Makat, yere tam yapışmadan uyumak abdesti bozar. Ancak bir kimsenin makatı yere tam yapışık bir şekilde uyuması hâlinde abdesti bozulmaz.
Bayılma, sarhoşluk veya hastalık gibi nedenlerden biriyle aklın gitmesi durumunda kişinin abdesti bozulur.
Yabancı bir kadının vücudunun herhangi bir yerine çıplak elle dokunmak, abdesti bozar. Hanım, hanımın kız kardeşi, halası, teyzesi bunlardan da abdest bozulur.
Kendi avret yerine veya çocuk da olsa başkasının ön veya arka avretine elin içiyle çıplak elle dokunmak abdesti bozar.
Kendi veya başkasının makatına çıplak elle dokunmak abdesti bozar. Tırnak, diş veya saça dokunmak ise abdesti bozmaz.
Mükemmel Bir Abdest Nasıl Alınır?
İlk önce söylediğimiz şekilde güzel bir taharet alınır. Sonra Kabe’ye dönülür eûzü besmele çekilir ve abdestin sünnetine niyet edilir. Mesela “Neveytü sünnete’l-vüdû” (Abdestin sünnetine niyet ettim.) diyerek eller bileklere kadar yıkanır. Bu niyet sünnettir, farz niyet ise yüzünü yıkamaya başladığı zaman getirilir. Sonra ağza ve burna üçer defa su verilir ve misvak kullanılır. Sonra abdestin farzına niyet edilerek yüz yıkanır. Niyetin yeri kalptir, dil ile söylemek ise sünnettir. “Neveytü raf‘el-hades” yani (Abdestsizliği gidermeye niyet ettim.) şeklinde niyet edilir. Bu niyet hangi dil ile yapılırsa yapılsın geçerlidir. Sonra yüz, yukarıdan aşağıya doğru üç defa yıkanır. Parmak uçlarından dirseklere kadar, dirsekler de dahil olmak üzere önce sağ kol, sonra sol kol üçer defa yıkanır. Parmak araları hilallenir, yani yıkanır. Azalar yıkanırken, organlarda kuru bir yer kalmaması için iyice ovalanır. Sonra başın tamamı üç defa mesh edilir. Yeni bir su alınarak kulakların içi ve dışı mesh edilir. Sonra sağ ayak, yanındaki aşık kemiklerine kadar bu kemikler de dahil olmak üzere üç defa yıkanır. Aynı şekilde sol ayak yıkanır ve parmak araları hilallenir ve ovulur. Sonra abdestten artan sudan bir miktar içilir, bu sünnettir ve az bir miktar da elbiseye serpilir, bu da sünnettir. Bundan sonra daha önce yazdığımız “Eşhedü en lâ ilâhe illallah vahdehû lâ şerîke leh…” duaları okunur ve iki rekat namaz kılınır. Bu şekilde alınan bir abdest tam ve mükemmel bir abdest olur, Peygamber Efendimiz’in (a.s.) sünnetine de uygun olur.
Özürlü Nasıl Abdest Alır?
Kendisinde akıntı gören özürlü kişi, akıntı yerini tıkayıp bağlayarak korunmalıdır. Bu tedbiri aldıktan sonra abdest almaya başlayabilir. Daha sonra yine akıntı görürse bunun namaza ve diğer ibadetlerine zararı yoktur. Bu durumdaki bir insanın abdestinin, ibadetleri eda etmeye uygun olması için şu şartların bulunması gerekir:
- Abdestten önce istinca yani taharetlenme yapılmalıdır.
- İstinca yapılır yapılmaz hiç ara vermeden hemen abdest alınmalıdır.
- Abdest organlarından biri kurumadan hemen diğerini yıkamaya başlamalıdır.
- Abdest alındıktan sonra hemen namaza durulmalıdır. Çünkü abdest aldıktan sonra başka bir işe koyulma durumunda, almış olduğu abdest artık geçersiz olur. Ancak abdest alındıktan sonra camiye gitme gibi namazla ilgili bir işe başlanırsa zararı yoktur. Aynı şekilde cemaati veya cuma namazını beklemekte de bir beis yoktur.
- Namaz vakti girdikten sonra abdest alınmalıdır. Vakit girmeden yapılan istinca ve alınan abdest geçersizdir.
Özür sahibi bir abdestle sadece bir farz namazı kılabilir, iki farz kılamaz. Fakat dilediği kadar nafile kılabilir. Özür sahibinin abdeste niyet getirirken şöyle demesi lazımdır: “Farz namazın mubah kılınmasına niyet ettim.” Şayet “Küçük hadesin kaldırılmasına niyet ettim.” derse caiz değildir. Çünkü akıntı devam ettiği için hades (abdestsizlik) henüz kalkmamıştır.
Burada dikkat edilecek bir husus daha vardır ki o da şudur: Bir kimse yüzünü yıkadıktan sonra avucunu musluk altına tutup su alma (iğtirâf) niyetini getirmeden su alırsa, avucunun abdesti alındığından avucunun içindeki su ile kol ve dirsekler yıkayamaz. Çünkü elin içindeki her su, diğer elin kol ve dirseğine nispetle müsta‘mel (kullanılmış) sayılır. Buna dikkat edelim.
Bir kimsenin parmağı veya eli kesilir ona protez (suni) bir parmak, el veya ayak takılırsa, abdest ve gusülde onu çıkarmak zor değilse çıkarılarak yerini yıkamak icap eder. Eğer bu protez (suni) organlar, deri içine yerleştirilmişse ve onu çıkarmak zor olursa, yerleştiği yeri yıkamak icap etmediği gibi protezi yıkamak da gerekmez.
Abdesti olmayan bir kimsenin Kur’an-ı Kerim’den bir ayet veya daha fazlasını taşıması caiz değildir. Yalnız naylon ve mumlanmış bir bez içinde taşımasında bir zararı yoktur. Bunun benzeri hamaile muşamba içinde sarılmışsa onun içinde ayet varsa zararı yoktur.
Mest Üzerine Mesh
Mest üzerine mesh, Peygamber Efendimiz’in (a.s.) hadisleriyle sabittir. Münzirî’nin bildirdiğine göre, Hasan el-Basrî, yetmiş küsür sahâbînin Allah Rasûlü’nden (a.s.), mestin üzerine mesh ettiğini naklettiğini söylemiştir. Mest bir ruhsattır, ihtiyaç olduğu zaman giyilip üzerine mesh yapılabilir. Mest kullanmak farz değildir. Abdest alırken mest üzerine mesh yapmak, ayakları yıkamanın yerine geçer.
Mukim (evinde yerleşen kişi) için mesh süresi bir gün ve bir gece, yani 24 saattir. Seferî (yolcu) olan kişi için mesh süresi üç gün ve üç gece, yani 72 saattir. Eğer bir kişi mukim iken mest giyer ve mesh süresi dolmadan sefere çıkarsa, bir gün ve bir gece yani 24 saat meshe devam edebilir. Ancak seferde mesh yaparken, mesh müddeti bitmeden mukim hale gelirse, şayet mesh süresi 24 saati geçmişse hemen mesh müddeti biter. Şayet 24 saat geçmemişse, 24 saat geçtikten sonra mesh müddeti biter.
Mest Üzerine Meshin Şartları
- Abdestli iken mesti giymek. Yani, bir kimse abdestini tam alıp, her iki ayağını yıkadıktan sonra mesti giymelidir. Önce bir ayağı yıkayıp mesti giymek, sonra diğer ayağı yıkayıp mesti giymek caiz değildir. Her iki ayak yıkandıktan sonra mestler giyilmelidir. Sonra abdest bozulduğu zaman abdest alınır, ayaklar yıkanmadan mestler üzerine mesh edilir.
- Mestin temiz olması. Necis mestler üzerine mesh yapılamaz.
- Mestlerin, ayakları yanlardan ve alttan tamamen örtmesi ve aşık kemiklerini de (topuk çıkıntıları) içine alması, mestin hiç yırtığının bulunmaması gerekir.
- Mestlerin dayanıklı olması. Mestler en az 5 km yürüyüşe dayanabilecek sağlamlıkta olmalıdır. Mest, kağıt, bez veya ince naylon gibi maddelerden olmamalıdır.
- Üzerine su serpildiğinde suyu ayak içine geçirmemesi gerekir. Günümüzde piyasada bulunan mestler üzerine mesh etmek caizdir.
Meshi Bozan Şeyler
Abdesti bozan şeyler, meshi de bozar. Ayrıca meshi bozan diğer şeyler dörttür:
- Mesh müddetinin dolması.
- Mestlerden birinin veya her ikisinin ayaktan çıkması.
- Guslü gerektiren bir durumun meydana gelmesi. Mesela kişinin cünüp olması.
- Mestin yırtılması.
Meshin farzı ise bir tanedir, o da mestin üstünden bir kısmını mesh etmektir. Sadece mestin alt kenarlarını mesh etmek yeterli gelmez. Üstüyle beraber altını da mesh etmek sünnettir. Meshin en iyi şekli şöyledir: Her iki eli ıslattıktan sonra parmakları açık tutarak, sağ eli üstten ayak parmaklarının üzerine koyup, ayak bileğine doğru ve onunla birlikte de sol eli alttan topuk üzerine koyarak parmaklara doğru çekip mesh etmek şeklindedir. Bu işlem tek seferde yapılır, abdestin sünnetleri gibi değildir.
Gusül (Boy Abdesti) Hükümleri
Gusül (boy abdesti), cünüp olan bir kimsenin veya hayız yahut nifas kanı kesilen kadının yıkanması demektir. Hayız, kadınların her ay başında gördüğü kandır, nifas ise kadının doğumdan sonra akan kanıdır. Yeri geldiğinde bunları açıklayacağım. Guslün dini manası ise niyet ederek suyu bedenin tamamının üzerinden akıtmaktır.
Guslü gerektiren farz şeyler altıdır: Bunların üç tanesi kadın ve erkek arasında ortaktır: 1. Erkek ve kadının birleşmesi, yani cinsi münasebette bulunması, erkekten meni gelmese bile ikisinin de yıkanması gerekir. 2. İster uykuda olsun ister uyanıkken karşı cinse bakarak veya düşünerek olsun kişiden meninin gelmesi durumunda gusül farzdır. Bu durum kadınlar için de geçerlidir. Ümmü Süleym ismindeki bir kadın Peygamberimiz’e (a.s.) “Allah hakkı söylemekten haya etmez.” diye söze başladıktan sonra “Kadın ihtilam olursa gusül kendisine gerekir mi?” diye sormuştur. Peygamber Efendimiz (a.s.) de “Meni çıkarsa gusül gerekir.” demiştir. İhtilam, uykudayken karşı cinsle oynaşmak veya cima (cinsi münasebet) yapmak demektir. Eğer böyle bir rüya görülür ve meni gelmezse gusül gerekmez. 3. Ölümdür. Erkek veya kadın öldüğü zaman yıkanması farzdır. Eğer bir insan cünüp halinde ölürse tek bir yıkama ikisine de yeterli olur.
Kadınlara özel olarak farz olan gusül sebepleri ise üçtür: 1. Aybaşı hali (ay hali veya hayız hali de denir.) 2. Nifas. Çocuk doğurduktan sonra akan kanın kesilmesi. 3. Doğum anından sonraki yıkamaktır. Şayet hiç kan gelmese bile gusletmek lazımdır.
Guslün iki farzı yani, iki şartı vardır: 1.Niyet etmek 2.İğne ucu kadar kalmayacak şekilde temiz bir suyla yıkanmaktadır. Bazı kaynaklarda üçüncü bir şart sayılmıştır. O da gusledenin üzerinde necaset varsa, gusül öncesinde vücudundan necaseti temizlemesidir.
Niyetin arapçası şöyledir:نويت رفع الحدث الأكبر “Neveytü raf‘el hadesi’l-ekber” (Büyük hadesi (yani, abdestsizliği) üzerimden kaldırmaya.) veya نويت أن أرفع حكم الجنابة veya “Neveytü en erfaa hükme’l-cenâbeti” (Niyet ettim cünüplüğümün hükmünü kaldırmaya.) Şeklindedir. Hayızlı veya nifaslı kadının niyeti ise şöyledir: “Niyet ettim hayzın yahut nifasın hükmünü kaldırmaya.” şeklindedir.
Bir insanın cünüp iken şu beş şeyi yapması haramdır:
- İster farz olsun ister sünnet olsun, isterse tilavet veya şükür secdesi olsun namaz kılması haramdır.
- Tavaf etmesi haramdır.
- Camide oturması haramdır.
- Kur’an-ı Kerim okuması haramdır.
- Kur’an-ı Kerim’e el sürmesi veya onu taşıması haramdır.
Şu beş şeyden birinin helal hale getirmek, yani yapabilmek için niyet getirerek gusletmesi yeterlidir. Örneğin biri “Niyet ettim Allah rızası için yıkanıp Kabe'yi tavaf etmeye veya namaz kılmaya yahut Kur’an okumaya.” derse guslü tamamdır, cünüplüğü üzerinden kalkmış olur. Kadın ise bu niyetlerden birini ettiğinde hayızlığı veya nifaslığı kalkar. Niyetini hangi dilde söylerse de geçerli olur.
Cünüp olan kimsenin Kur'an okumasının haram olduğunu daha önce söylemiştik. Fakat zikir ayetleri dua niyetiyle okunabilir, bu caizdir. Mesela yemeğe başlarken “Bismillah” (Allah'ın adıyla), yemekten sonra “Elhamdülillah” (Allah’a hamdolsun.) denebilir. Veyahut bir hayvana, bir vasıtaya binildiği zaman sefer ayeti, dua niyetiyle okunabilir. Sefer duası şöyledir: سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَ وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ “Subhânellezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn. Ve innâ ilâ rabbinâ lemunkalibûn.” (Bunu hizmetimize veren Allah’ı tenzih ederiz. Yoksa biz bunu kendiliğimizden hizmetçi yapamazdık. Şüphesiz ki biz Rabbimize döneceğiz.) Yine bir ölüm haberi aldığımızda إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.” (Şüphesiz biz Allah’a âidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.) diyebiliriz.
Biz bu cümleleri günlük hayatımızda alışkanlık halinde söyleriz. Halbuki besmele, hamd ve diğerleri birer ayettir. Bunlar ve benzerleri Kur’an-ı Kerim’i okumak niyetiyle değil de sadece dua niyetiyle okunursa zararı yoktur. Aynı şekilde cünüp birinin kelime-i şehâdeti ve salavât-ı şerifeyi söylemesinin yine zararı yoktur. En uygun olanı ise bütün bunları sadece kalpten söylemektir.
Cünüp birinin yeme içmesi haram değildir. Fakat cünüp biri normal bir namaz abdesti alıp öyle yemek yerse daha iyi olur.
Cünüp biri yıkandığı zaman bu guslü, hem abdest yerine hem de cünüplükten temizlenme yerine geçer. Bu kişinin ikinci defa namaz abdesti almasına gerek yoktur. Bunun bir şartı vardır ki, o da ellerin iç kısmının avret yerine değmemesidir.
Yine hanımıyla beraber cinsi münasebette bulunan bir insanın, yıkanmadan evvel idrarını yapması lazımdır. Yıkanırken veya yıkandıktan sonra bevl eder ve sonra ondan bir parça meni çıkarsa tekrardan yıkanması lazımdır. Bu hususa dikkat etmek gerekir.
Yine vücudun her tarafındaki ten ve kılları yıkayıp suyu üzerinden akıtması lazımdır. Burnun içi ve ağzın içi vücudun dış kısmı sayılmamaktadır. Bundan dolayı ağzı ve burnun için yıkamak sünnettir, farz değildir. Fakat Hanefî mezhebine göre ağzı ve burnu yıkamak farz olduğu için biz de ağız ve burun içlerini yıkayalım.
Saç örgülerinin içine su geçmiyorsa onları çözmemiz ve öylece yıkamamız lazımdır. Yine tırnakları oje ile boyanmış cünüp veya hayızlı bir kadın onu kazımadıkça cünüplüğü, abdestsizliği ve aybaşı hali ondan kalkmaz. Bunlara çok dikkat edelim.
Cünüplüğe ne zaman niyet edelim? Kişi banyoya girip çeşmeyi açınca ilk iş olarak hemen niyet getirmelidir. Çünkü niyetten önce vücudun bazı yerleri yıkanırsa, oraları niyetten sonra tekrar yıkamak gerekir.
Bülûğ çağına erişmiş bir insanın ön avret bölgesinden (cinsel organından) dört şey çıkar: 1. İdrar 2. Mezi 3. Vedi 4. Meni. Baştaki ilk üçü necistir, bunların değdiği yeri yıkamamız lazımdır. Fakat bunlardan biri vücudumuzdan çıkınca gusül abdesti almamıza gerek yoktur. Sonuncusu olan meni ise temiz olup, vücuttan çıkınca gusül abdesti almamız lazımdır. Cünüp olduğumuzda eğer su ile taharetlenmişsek o zaman meninin değdiği yer necis olmaz. Eğer su ile değil de taşla tahâretleniyorsak o zaman değdiği yeri yıkamak lazımdır. Bu konuyu daha evvel açıklamıştım. Meninin üç ayrı özelliği vardır: 1. Tazyikle çıkması 2. Çıkarken lezzet hâsıl olması 3. Yaş iken hamur kokusunu, kuru iken yumurtanın beyaz kısmının kokusunu andırmaktadır. Bu alametlerin hiçbiri bulunmazsa vücuttan çıkan şey meni değildir.
Guslün Sünnetleri
- Gusle başlarken besmele çekmek.
- Gusülden önce tam bir namaz abdesti almak.
- Vücudu yıkarken elin ulaşabildiği her tarafı ovalamak.
- Ara vermeden yıkanmak.
- Ağzı ve burnu suyla temizlemek.
- Suyu önce başa sonra sağ omuza sonra solumuza dökmek.
- Bütün yıkamalara sağ taraftan başlamak.
- Suyun deriye ulaşmasına engel olmayan kirleri ve pislikleri gidermek. Şayet bu kirler suyun ulaşmasına engel oluyorsa bunları gidermek sünnet değil farzdır.
- Avret yeri kapalı olarak gusletmek.
- Yıkanan her yeri üçer defa yıkamak.
- Saçları, parmak araları ve karmaşık vücut hatlarını iyice ovalamak.
- Cünüplükten yıkanmadan evvel tırnakları kesmemek ve fazla kılları tıraş etmemek.
- Mazeret yoksa guslederken kimseden yardım almamak.
- Vücut üzerinde kalan su damlacıklarını silkelememek
- İhtiyaç olmadan gusül esnasında konuşmamak.
- Önce vücudun ön üst kısımlarını sonra alt kısmını yıkamak. Ancak abdeste başlamadan önce avret yerleri iyi yıkanmalıdır ki abdestten sonra eller buralara değince abdest bozulmasın. Abdestten önce avret yerleri yıkanırken gusle niyet etmek de lazımdır. Gusle şöyle niyet edilir: “Ön ve arkamın cenâbetini kaldırmak istiyorum.” sonra abdest alır, sonra tekrar bütün vücut için niyet getirilir ve yıkanır.
- * Guslün mekruhları ise, guslün sünnetlerini terk etmektir.
Gusletmenin Sünnet Olduğu Durumlar
- Erkek olsun kadın olsun cuma namazına gidecek olan kimsenin cuma günü yıkanması. Bu guslün zamanı, fecr-i sâdıktan başlar, cuma namazının vaktine kadar devam eder.
- Ramazan ve Kurban bayramları için gusletmek. Bunların vakti gece yarısından itibaren başlar.
- Yağmur duasına çıkmak için veya Ay ve Güneş tutulmalarının sona ermesi için kılınan namazlardan önce gusletmek.
- Cenaze yıkadıktan sonra yıkanmak.
- Çocuğun bülûğa erince yıkanması.
- Kafir olan bir kimsenin Müslüman olunca yıkanması. Eğer cünüp ise gusletmesi zaten farzdır, sünnet değildir.
- Delinin iyi olunca ve baygının ayılınca yıkanması.
- İtikâfa girerken yıkanmak.
- Ter veya kirden temizlenmek için yıkanmak.
- Kan aldırdıktan sonra yıkanmak.
- İhram için yıkanmak. Zamanı ise ihrama girmek için kastettiği an başlar. İhram için yıkanmakta çocuk ile bâliğ, deli ile akıllı, tâhir (temiz) ile hayızlı arasında fark yoktur, hepsi için sünnettir.
- Hac, umre veya başka bir maksatla Mekke'ye girmek için yıkanmak.
- Arafat’ta vakfe yapmak için yıkanmak.
- Müzdelife’de gecelemek için yıkanmak.
- Cemreleri taşlamak için yıkanmak.
- Kabe’yi tavaf etmek için yıkanmak.
- Medine-i Münevvere’ye girmek için yıkanmak.
Mükemmel Bir Gusül Nasıl Alınır?
Önce güzel bir tahâret alırız. Kamışımızı yani tenasül organımızı içinde meni kalmayacak şekilde iyice çekeriz. Ön ve arkamızın temizliği için niyet ederiz. Niyet şöyledir: “Niyet ettim ön ve arkamın cenâbetinin hükmünü kaldırmaya.” Sonra banyoya gireriz ve çeşmeyi açarız. Sonra namaz abdesti gibi güzel bir abdest alırız. Sonra elimizi çeşmenin altına tutarak bu defa cünüplüğün vücudumuzdan kaldırılması için şöyle niyet ederiz: “Niyet ettim Allah rızası için cünüplüğümü kaldırmaya.” Besmele çekip, misvaklanır, ağzımıza ve burnumuza su veririz. Şayet vücudumuzda bir necaset varsa onu izale ederiz. Sonra başın sağ ve sol taraflarını yıkarız, saçlarımızı iyice ovalarız. Sonra sağ omuzu, sonra sol omuzu, sonra karın kısmını, sonra sırt kısmını, sonra sağ bacağı sonra sol bacağı güzelce ovalarız. Böylece guslümüzü tamamlamış oluruz. Bundan sonra namaz kılabilmek için ikinci bir abdest lazım değildir. Çünkü gusül zaten büyük abdesttir. Namaz abdesti ise küçük abdesttir.
Örneğin bir kovanın içine küçük bir tas koysak, kafayı suya daldırdığın zaman o tas da onunla beraber kalkarsa bu durum da aynıdır. Ama bir şart vardır ki o yıkandıktan sonra ellerin iç kısmının avret yerlerine değmemesidir. Eğer eller avret yerine değerse abdest bozulur, tekrar abdest almak gerekir. Yıkanma işi bittikten sonra iki rekat nafile olarak abdest namazı kılınırsa tam bir gusül alınmış olur.
Kadınlara Özel Haller
Kadınlara mahsus haller üçtür: 1. Hayız, yani ay başı veya ay hali diye de bilinmektedir. 2. Nifas yani lohusalık. 3. İstihaza yani hayız ve nifas dışında hastalıktan dolayı rahimden değil başka bir damardan gelen kandır.
Hayız lugatte “akmak” demektir. Şeriatta ise belli zamanlarda kadının bulüğ çağına erdikten sonra hastalık veya çocuk doğurmak sebebiyle olmayıp da rahminden gelen tabiî kandır ki Türkçe’de buna “adet hali” veya “aybaşı” denir. Kadının en alt yaş sınırı olan dokuz yaşını tamamlaması gerekir ki adet görebilsin. Ekseriyetle bir kadın altmış yaşına geldiği zaman adeti kesilir. Dokuz yaşından evvel gelen kan tabiî kan olmayıp hastalık neticesinde gelir ki, buna istihâze kanı denir. İstihaza kanı rahimden değil, damardan gelen bir kandır. Müstehaza olan kadın temiz sayılır. Bu hal, namaza, oruca veya başka bir ibadete mani değildir. Yani kadının adeti dışından gelen kan müstahaza kanıdır. Bu kadın, her namaz vaktinde temiz bir tahâret alır, avret bölgesini bir bezle bağlar, abdestini alır, namazını kılar, her seferinde gusletmesine gerek yoktur.
Hayızın en azı bir gün bir gecedir yani yirmi dört saattir, en çoğu ise on beş gündür. Bu iki müddet arasında görülen kan, adet kanıdır. Bu müddet zarfında kanın devamlı surette gelmesi de gerekmez. Arada bir gün veya daha fazla kan kesilebilir. Kadınların çoğunun adeti altı veya yedi gündür. İki hayız arasında geçen temizlik müddeti en az on beş gündür, daha fazla da olabilir, bunun sınırı yoktur.
Bir kadının kanı kesilirse yıkanmadan evvel gece oruca niyet edilebilir, sonrasında yıkanır. Bir kimsenin hayız halinde bulunan veya hayız kanı kesilip henüz yıkanmayan hanımıyla cinsi münasebette bulunması haramdır. Bunu yapan kimsenin tövbe etmekle beraber sadaka vermesi de sünnettir. Dokuz yaşını bitirdikten sonra hayız görmeye başlayan bir kız bâliğa (bülûğ çağına erişmiş) olmuş demektir. On beş yaşını bitiren kız ise hayız kanı görmese bile artık bâliğa sayılır. Dokuz yaşını bitirdikten sonra meni gören erkek çocuk da bâliğa olmuş demektir. On beş yaşını bitiren erkek çocuk ise meni görmese bile artık bâliğa olmuş demektir. Bülûğ çağına yani ergenliğe ulaşma vakti insanlar arasında farklı farklı olabilir.
Kadınlara özel hallerin ikincisi, nifastır. Nifas lügatte “doğum” manasına gelir. Şeriatta ise bir et parçası da olsa doğum yapıldıktan sonra rahimden gelen kandır. Nifasın en azı için sınır yoktur. Bir lahza (an) da olabilir. En çoğu ise altmış gündür. Kadınlar genel olarak kırk gün nifas görür. Herkes aynı olmayıp, kadınlar farklı farklı gün sayısı kadar nifas görebilir.
Kadınlara özel hallerin üçüncüsü istihâze kanıdır. Hayız ve nifas zamanları dışında kadından gelen kana “istihâze kanı” denir. Bu kan, bir hastalıktan dolayı bir damardan gelmektedir, zayıf bir kan olup rengi tam kırmızı değildir. Başta söylediğim gibi bu kadın temizliğini yapar, iyice bağlanır, her namazda abdestini alır. Namazını kılarken, eğer namazda bile kadından kan damlasa namazına zararı yoktur. Her kadın hayız, istihâze ve nifasın ahkâmını öğrenmekle mükelleftir. Şayet kocası biliyorsa kocasından öğrenir. Kocası bilmiyorsa başkasından öğrenmesi için kocasının karısına izin vermesi gerekir. Fakat kocasının izni olmadan bir kadının, dini sohbetlere bile gitmesi, türbeleri ziyaret etmek için dışarı çıkması caiz değildir. Bir kadının hayız ve nifas halinde ise şu sekiz şeyi yapması haramdır, caiz değildir: 1. Namaz kılamaz. 2. Oruç tutamaz. 3. Kabe'yi tavaf edemez. 4. Kur’an-ı Kerim okuyamaz. 5. Kocasıyla cinsi münasebette bulunamaz. 6. Kocanın, karısının diziyle göbek arasında kalan kısmıyla oynaşması, çıplak elle temas etmesi haramdır. 7. Camiye giremez. 8. Kur’an’a el süremez, Kur’an’ı taşıyamaz.
Hayızlı ve nifaslı bir kadın bu halde iken oruç tutamaz ama temizlendiği zaman tutamadığı Ramazan oruçlarını kaza eder, kılamadığı namazlarını ise kaza etmez. Çünkü oruç sayısı azdır, namaz sayısı ise çoktur.
Teyemmümün Hükümleri
Teyemmüm kelimesi sözlükte “kastetmek, bir şeye yönelmek” manasına gelir. Dini olarak ise niyet ederek temiz bir toprakla abdest veya gusül yerine geçmek üzere, yüzü, elleri ve kolları anlatılan özel bir şekilde mesh etmek manasına gelir. Teyemmüm, su bulunmadığında veya su bulunup da bazı sebeplerden dolayı kullanılamadığında yapılır. Dini bir hüküm olarak teyemmümün meşruiyeti, Kur'an, sünnet ve icma ile sabittir. Teyemmümün inkarı küfürdür.
Teyemmümün Şartları
Teyemmümün farzları, sünnetleri ve teyemmümü bozan bazı sebepleri vardır. Teyemmümün şartı beştir:
- Abdest veya gusül yapmak için gerekli suyun bulunamaması veya bulunup da hastalık yahut hastalanma ihtimali gibi bir sebeple kullanılamaması.
- Namaz vaktinin girdiğinin bilinmesi. Namaz vakti girmeden alınan teyemmüm geçerli değildir.
- Namaz vakti girdikten sonra suyu aramak. Su arandıktan sonra bulunamazsa o zaman teyemmüm edilir.
- Tozu bulunan temiz bir toprak ile teyemmüm yapılması. Kum, kireç veya taşla teyemmüm edilemez.
- Bedende necaset varsa teyemmüm etmeden önce necasetin temizlenmesi gerekir.
Teyemmümün Farzları
Teyemmümün farzları şunlardır: 1. Niyet etmek. نويت استباحة فرض الصلاة “Neveytü istibâhate fardi’s-salâti” (Farz olan namazı mubah kılmaya niyet ettim.) şeklinde niyet edilir. 2. Toprağa en az iki kere elleri vurmak. Biri yüze, diğeri kollar içindir. 3. Yüzün tamamını mesh etmek. Sakal varsa sakalın dışına toprağın yetişmesi lazımdır. 4. Parmak uçlarından dirseğe kadar, dirsek de dahil kolların tamamını mesh etmek. Şayet parmakta yüzük varsa yüzüğü çıkartmak lazımdır. 5. Tertip yani önce yüz, sonra kollar mesh edilir.
Teyemmümün Sünnetleri
- Başlarken eûzü besmele çekmek.
- Önce sağ sonra sol kolu mesh etmek.
- Yüzü üst tarafından başlayarak, kolları ise parmak uçlarından başlayarak mesh etmek.
- Fazla toprak gelmişse elleri birbirine vurarak toprağı azaltmak.
- Muvâlât yani ara vermeden teyemmüm yapmak.
- Her iki vuruşta da parmakları açık bulundurmak.
- Teyemmüme başlamadan evvel misvak kullanmak.
- Teyemmümü bitirince abdestten sonra okunan duaları okumak ve iki rekat namaz kılmak.
Teyemmümü Bozan Şeyler
- Abdesti bozan şeylerin tamamı teyemmümü de bozar. Fakat abdesti bozan şeyler, gusül yerine alınan teyemmümü bozmaz.
- Namaza başlamadan önce suyu bulmak veya suyun bulunacağını zannetmek teyemmümü bozar. Hasta ise suyu görse de teyemmümü bozulmaz.
Teyemmüm Nasıl Alınır?
Teyemmüm şöyle alınır: Parmaklar açık olduğu halde eller toprağa vurulur ve yukarıdan başlanarak yüzün tamamı mesh edilir. Yüz mesh edilirken niyet edilir. Niyeti daha evvel yazmıştım. Sonra bir defa daha eller toprağa vurulur. Önce baş parmak hariç sol elin dört parmağının içiyle sağ kolun alt yüzü, parmak ucundan dirseğe doğru mesh edilir ve başparmağın içiyle de sağ parmağın dışı mesh edilir. Sonra elin iç tarafları ile baş parmağı ayırmak şartıyla sol elin dış sağ tarafları parmakların uçlarından dirseğe kadar, dirsek dahil olmak üzere mesh edilip çekilir ve baş parmağın içi ile de sol elin baş parmağının dışı mesh edilerek çekilir. Böylece teyemmüm tamamlanır.
Teyemmüm, abdest gibi değildir. Bir abdestle beş vakit namazları kılmak caizdir fakat teyemmümle iki farz namazı kılamayız. Ama bir teyemmümle bir farz ve birkaç cenaze namazı kılınabileceği gibi istenildiği kadar nafile de kılınabilir.
Teyemmüm azaları (organları) ikidir: Biri yüz, diğeri el ve kollardır. Şayet bir kimsenin ayakların tabanında veya üstünde olan bir yarası varsa, onu bir şeyle sarıp kapatmış ise ve bu işlemi abdestli iken yapmışsa ikinci bir abdest aldığı zaman ayaklarındaki sağlam tarafı yıkar ve o sarılı olan yeri de elini ıslatıp mesh eder sonra teyemmüm eder. Bu namazları da sonra iade, yani kaza etmez. Şayet yarayı sardığı zaman abdestli değil ise o namazları kaza eder. Şayet yara teyemmüm azalarında, yani yüz ve ellerde olursa ister abdestli olsun veya isterse abdestli olmasın iyileştikten sonra bütün o namazları iade eder yani kaza eder. Çünkü hem abdest hem de bedeli olan teyemmüm noksan kalmıştır. Abdestsiz iken sargı sarmış ise onu çözmek gerekir. Çözmek mümkün değilse öylece bırakır, abdestle beraber teyemmüm eder, namazını kılar, sonra kaza eder.
Muhterem Müslüman kardeşlerim, görülüyor ki dünya, su ve topraktan ibarettir. Akıl başta olduğu müddetçe namazlarımızı terk edemeyiz. Cenâb-ı Allah cümlemize iman ve sağlık nasip etsin.
4. BÖLÜM: NAMAZ
Daha önce ele alıp izahına çalıştığımız konular namazın vesileleriydi. Şimdi ise esas maksat olan namazın kendisine geçip, namaz konusunu izah etmeye çalışacağız.
Namaz, fıkıh kitaplarında tarif edildiği üzere, belirli şartlar dahilinde tekbirle başlayıp selamla sona eren, belirli söz ve fiillerden oluşan bir ibadettir. Arapça'da namaz, "salat" kelimesiyle ifade edilir. Salat, lugatta "hayır ve dua" anlamına gelirken, şeriatta ise tekbirle başlayıp selamla sona eren, belirli söz ve fiillerle icra edilen bir ibadettir.
Namazın farz oluşu Kitap, Sünnet ve İcma ile sabittir. Namazın farziyetini inkâr eden kişi dinden çıkar. Kur'an-ı Kerim'de "salat" kelimesi 94 kez geçmektedir. Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً.
"Namaz, müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.”
Namazın farziyeti konusunda birçok hadis-i şerif de mevcuttur. Sözü uzatmamak için sadece bir tanesini zikredelim:
خَمْسُ صَلَوَاتٍ كَتَبَهُنَّ اللهُ عَلَى الْعِبَادِ، فَمَنْ جَاءَ بِهِنَّ لَمْ يُضَيِّعْ مِنْهُنَّ شَيْئًا، اسْتِخْفَافًا بِحَقِّهِنَّ كَانَ لَهُ عِنْدَ اللهِ عَهْدٌ أَنْ يَدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، وَمَنْ لَمْ يَأْتِ بِهِنَّ فَلَيْسَ لَهُ عِنْدَ اللهِ عَهْدٌ إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ أَدْخَلَهُ الْجَنَّةَ.
"Allah, kullarına beş vakit namazı farz kılmıştır. Kim bunları yerine getirir ve haklarına gereken özeni gösterip hiçbirini zayi etmezse, Allah'ın o kişiyi cennetine koyacağına dair bir vaadi vardır. Ancak kim bunları yerine getirmezse, Allah'ın onlara bir vaadi yoktur. Dilerse onu azaplandırır, dilerse cennetine koyar."
Namaz, hicretten bir buçuk sene önce, İsra ve Miraç gecesinde farz kılınmıştır. Namaz, müslümanlar tarafından bugüne kadar kılınmış, kıyamete kadar da farz olmaya ve kılınmaya devam edecektir. Namaz, kelime-i tevhidden sonra İslam’ın en önemli esası ve dinin temel direğidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (a.s.) namazın önemi konusunda şöyle buyurmuştur: "Namazı olmayanın İslam’dan da nasibi yoktur." Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Namaz dinin direğidir. Kim namazı terk ederse, dinini yıkmış olur." Yine başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Kişi ile şirk ve küfür arasında sadece namazı terk etmek vardır." Peygamberimiz (a.s.) çocukların namaz kılmaları konusunda ise şöyle buyurmuştur: "Çocuklarınız yedi yaşına gelince onlara namaz kılmayı emredin. On yaşına geldiklerinde hâlâ kılmıyorlarsa, onlara hafifçe vurarak terbiye edin."
Namaz, bedeni ibadetlerin en üstünüdür. Peygamber Efendimiz’e (a.s.) bir sahabi, "Amellerin en faziletlisi nedir?" diye sordu. Efendimiz, "Namazdır" diye cevap verdi. Aynı soruyu ikinci kez sordu, yine "namazdır" dedi. Üçüncü kez sorduğunda da cevabı değişmedi: "namazdır." dedi. Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmuştur:"Hiç şüphe yok ki, tıpkı suyun kiri temizlediği gibi beş vakit namaz da günahları temizler." Yine Peygamberimiz (a.s.) başka bir hadiste ise şöyle buyurmuştur: "En faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır." Bu nedenle, namazlarımızı vaktinde kılmalı ve asla kazaya bırakmamalıyız. Eğer istemeden uykuda kalmışsak ve namazımızı vaktinde kılamadıysak uyandığımızda hemen kaza etmeliyiz.
Namazın Şartları
Namaz iki çeşittir:
- Rükû ve secdesi olmayan namazlar. Örneğin cenaze namazı gibi.
- Rükû, secde ve kıraatı olan namazlar. Beş vakit farz namazlar ve diğer sünnet namazları gibi.
Namazın şart, rükün (esaslar), sünnet, mekruh ve haramları vardır. Namazın şartları, vücub ve sıhhat şartları olmak üzere iki kısımdır:
Namazın vücub şartları altı tanedir ve şunlardır:
- Peygamberimiz’in (a.s.) davetini duymuş olmak.
- Müslüman olmak.
- Akıllı olmak.
- Bâliğ (ergenlik çağına erişmiş) olmak.
- Hayız ve nifas olmamak.
- Duyu organlarının sağlam olması, sakat veya hastalıklı olmaması.
Namazın sıhhat şartları beştir ve şunlardır:
- Hadesten (yani cenâbet, hayız, nifas ve abdestsizlikten) temiz olmak.
- Vücud, elbise ve namaz kılınan yerin temiz olması.
- Avret yerinin örtülü olması.
- Kıbleye yönelmek.
- Namaz vaktinin girdiğinin bilinmesi. Namaz vaktinin girdiği şu üç yolla bilinir: a.) Bizzat kendisinin tespiti veya güvenilir bir şahsın haberi ile. b.) İçtihat etmekle. c) Bir müçtehidi taklit etmekle olur.
Bazı fıkıh kitaplarında sıhhat şartları arasında namaz kılma şeklini bilmesi, namazı bozucu işleri yapmaması da zikredilmektedir.
Namaz Vakitleri
Namaz kılabilmek için vaktin girmesi namazın şartlarındandır. Dolayısıyla vaktinden önce kılınan namaz geçerli değildir. Namaz vakitleri şöyledir:
- Sabah Namazı: Sabah namazının vakti, fecr-i sadık (imsak) ile başlar ve güneşin doğmasına kadar devam eder.
- Öğle namazının vakti, güneşin tepeden batıya doğru kaymaya başlamasıyla başlar, istiva zamanındaki gölgesi hariç, her şeyin gölgesi kendi boyu miktarına uzandığı zamana kadar devam eder.
- İkindi namazının vakti, öğle namazını vaktinin sona erdiği andan itibaren başlar güneşin batışına kadar devam eder.
- Akşam namazını vakti, güneşin tam olarak batmasıyla başlar ve kırmızı şafağın kaybolmasına kadar devam eder.
- Yatsı namazının vakti, akşam namazının vaktinin çıkmasıyla başlar ve imsak vaktine kadar devam eder
Ezan ve İkâmet
Ezan, lugatta "haber vermek" anlamına gelir. Dini terim olarak ise, farz namazın vaktini bildirmek için okunan belirli sözlerdir. Ezan, hicretin birinci senesinde teşri edilmiştir ve hem Kur'an-ı Kerim hem de hadis-i şeriflerle sabittir. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'deki ayet şöyledir:
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَؕ.
"Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrıldığı zaman hemen Allah’ı zikretmeye koşun ve alışverişi bırakın."
Bir hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (a.s..) şöyle buyurmuştur:
. فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلَاةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أَحَدُكُمْ، وَلْيَؤُمَّكُمْ أَكْبَرُكُمْ
"Namaz vakti geldiğinde biriniz ezan okusun, sonra en büyüğünüz size imamlık yapsın."
Ezanın hükmü hakkında alimler arasında ihtilaf vardır. Bazı alimler ezanın farz-ı kifâye, bazıları ise sünnet olduğunu söylemiştir. Ancak ezanın sünnet olduğu görüşü daha kuvvetlidir. Ezan sadece vakitli farz namazlar için sünnettir. Adak, cenaze ve nafile namazlar için ezan sünnet değildir. Ezan, cemaatle kılınan namazlar için sünnet olduğu gibi, tek başına kılınan namazlarda da sünnettir. Bir kimse kazaya kalmış birkaç namazı arka arkaya kılacaksa veya iki namazı cem‘ ederek kılacaksa, bu durumda sadece bir ezan okur. Fakat her farz için ayrı ayrı ikâmet (kamet) getirir.
Ezanın Arapça ve Türkçe metni sırasıyla şöyledir:
Allâhü ekber اَللّٰهُ اَكْبَرْ (4 defa)
Eşhedü en lâ ilâhe illallah (أشْهَدُ (أنْ لاَ إِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهْ (2 defa)
Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah (أشْهَدُ (أنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللّٰهْ (2 defa)
Hayye ale’s-salâh حَىَّ عَلَى الصَّلاَةْ (2 defa)
Hayye ale’l-felâh حَىَّ عَلَى الْفَلاَحْ (2 defa)
Allâhü ekber اَللّٰهُ اَكْبَرْ (2 defa)
Lâ ilâhe illallah لاَ إِلٰهَ اِلاَّ اللهْ (1 defa)
Kametin Arapça ve Türkçe metni sırasıyla şöyledir:
Allâhü ekber اَللّٰهُ اَكْبَرْ (2 defa)
Eşhedü en lâ ilâhe illallah (أشْهَدُ (أنْ لاَ إِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهْ (1 defa)
Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah (أشْهَدُ (أنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللّٰهْ (1 defa)
Hayye ale’s-salâh حَىَّ عَلَى الصَّلاَةْ (1 defa)
Hayye ale’l-felâh حَىَّ عَلَى الْفَلاَحْ (1 defa)
Kad kâmetis-Salâh قد قامت الصلاة (2 defa)
Allâhü ekber اَللّٰهُ اَكْبَرْ (2 defa)
Lâ ilâhe illallah لاَ إِلٰهَ اِلاَّ اللهْ (1 defa)
Ayrıca sabah ezan okurken "الصلاة خير من النوم" “es-Salâtü hayrun mine’n-nevm” (Namaz uykudan hayırlıdır) cümlesini söylemek sünnettir.
Kişi hem ezanda hem izinde kıyamette müezzinin söylediğinin aynısını söyler fakat müezzin “Hayye ale’s-salâh” ve “Hayye ale’l-felâh” dediğinde, bu sözleri işiten insanların “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azim” demesi gerekir.
Kâmette ise müezzin قد قامت الصلاة "Kad kâmat-i salâh" (Namaz başlamak üzeredir) dediğinde, cemaat şöyle der: أَقَامَهَا اللَّهُ وَأَدَامَهَا مَا دَامَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ وَجَعَلَنِي مِنْ صَالِحِي أَهْلِهَا."Ekâmehâllâhü ve edâmehâ mâ dâmeti’s-semâvâtu vel-arz ve cealânî min sâlihî ehlihâ." (Allah, onu daim ve sürekli kılsın; gökler ve yer devam ettiği sürece onu var etsin ve beni onun salih ehlinden kılsın.)
Kâmetin başında Peygamber Efendimiz’e (a.s.) salavat getirmek sünnettir. Salavât-ı şerife şöyledir: اللهم صل على محمد وعلى آل محمد (Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed)
Bir de sabah ezanında müezzin الصلاة خير من النوم “es-Salâtü hayrun mine’n-nevm” dediğinde ezanı işitenler şöyle söyler: صَدَقْتَ وَبَرِرْتَ وَبِالْحَقِّ نَطَقْتَ “Sadakte ve berirte vebi’l-hakki netakte” yani manası (Doğru söyledin ve hayır kazandın.) demektir.
Ayrıca hem müezzin hem ezanı duyan kimsenin ezanın peşinden ezan duası okuması sünnettir. Ezan duası şöyledir:
اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلَاةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّداً الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقَاماً مَحْمُوداً الَّذِي وَعَدْتَهُ إَنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ.
Arapça okunuşu:
"Allâhümme Rabbe hâzihi'd-da'veti't-tâmmeh, ve's-salâti'l-kâimeh, âti Muhammedeni'l-vesîlete ve'l-fadîlete, veb'ashü makâmem-mahmûdeni'l-lezî va'adteh. İnneke lâ tuhlifu'l-mîâd.”
Türkçe anlamı:
"Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın rabbi olan Allahım! Muhammed'e (a.s.) vesîleyi ve fazîleti ver. Onu, kendisine vaadettiğin makâm-ı mahmûda ulaştır, Muhakkak ki sen vaadinden dönmezsin."
Not: “Vesile” ve “fazilet” cennetteki iki makamın adıdır. “Makâm-ı Mahmûd ise büyük şefaat makamı anlamına gelir.
Ayrıca ezan duasına şu duayı eklemek müstehaptır:
رَضيـتُ بِاللهِ رَبَّـاً وَبِالإسْلامِ ديـناً وَبِمُحَـمَّدٍ صلى الله عليه وسلم نَبِيّـاً.
Arapça okunuşu:
“Radîtu billâhi rabben ve bi’l islami dinen ve bimuhammedin sallâllahû aleyhi ve selleme nebiyyen.”
Türkçe Anlamı:
“Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan, nebi olarak Muhammed’den (a.s.) razı oldum.”
Ezan ile kamet arasında dua etmek sünnettir. Çünkü bu esnada yapılan dualar reddedilmez. Ezanı okuyan kişinin kameti de okuması sünnettir. Kadınların kendi aralarında cemaatle namaz kıldıkları zaman kamet getirmeleri sünnettir. Ezan okumaları ise sünnet değildir.
Namazın Rükünleri
Başta da söylediğim gibi namazın sıhhat şartları, sünnetleri, mekruhları, haramları ve bir de rükünleri vardır. Rükün ve farz terimleri aynı anlama gelir. Rükün namazın bir parçasıdır, bu parça olmadan ibadetin yerini bulması düşünülemez. Namazın rükünleri on üç tanedir ve bunlar şunlardır. Şimdi burada toplu olarak yazacağım, sonra tafsilatlı bir şekilde açıklayacağım.
Niyet: Namazı kılmaya başlamadan önce, hangi namazı kılacağını belirleyip kalpten niyet etmektir.
İftitah Tekbiri: Namaza başlarken "Allahu Ekber" diyerek ellerin kaldırılması.
Kıyam: Ayakta durmaktır.
Kıraat: Fatiha suresini okumaktır.
Rükûya gitmek.
Rükûdan kalkarken doğrulamak.
Birinci ve ikinci secdeyi yapmak.
İki secde arasında oturmak.
Son kâde yani oturuş yapmak.
Son oturuşta tahiyyat okumak.
Tahiyyattan sonra Peygamberimiz’e (a.s.) salavat getirmek
Namazın sonunda birinci selamı vermek.
Tertip: Namazdaki rükünleri belirtilen sıraya göre yapmak.
Ayrıca tuma‘nine, yani, bu ibadetleri itidal üzere yapmak farzdır. Tuma‘nine ne demektir? Rükûda itidal, kalkarken vücudu tamamen doğrultmak, iki secdede ve iki secde arasında "Subhanallah" diyecek kadar bir süre beklemektir. Yani tavuğun yerden yemini alıp başını kaldırması gibi, namazı hızlı hızlı kılmak doğru değildir.
- Şimdi bu rükünleri detaylıca açıklayalım:
1. Niyet
Niyet, ibadet ederken yalnızca Allah’a yakın olma maksadıyla, kalbin Allah’a yönelmesine denir. Kişi namaz kılarken niyetini sadece dil ile söylerse, ancak kalbi bu niyeti onaylamıyorsa, bu niyet ve o şekilde kılınan namaz geçerli sayılmaz. Niyeti kalple söylemek, dil ile tasdik etmek gerekir. Namaz kılmak için niyeti kalp ile yapmak farz, dil ile söylemek ise sünnettir.
Namazın geçerli bir niyetle kılınabilmesi için şu üç şart yerine getirilmelidir:
- Bir namazın farzına niyet etmek.
- Namaz kılma fiilini kastetmesi ve sonuna kadar bu niyetini sürdürmesi.
- Namazın tayini: Bir kimse sabah mı, öğle mi, ikindi mi hangi namazı kıldığını belli etmelidir. Örneğin: Sabah namazı için niyet şöyle yapılır: "Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının farzını kılmaya." Daha sonra, "Allahu Ekber" diyerek eller kaldırılır ve bağlanır. Eğer cemaatle kılınıyorsa, niyet şu şekilde yapılır: "Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının farzını cemaatle kılmaya ve uydum hazır olan imama."
2. İftitah Tekbiri
İftitah tekbiri, “namaza başlama tekbiri” anlamına gelen bu tekbirle namaza girilmiş olur. Bu tekbirin alınmasından sonra daha önce yapılması mubah yani helal olan bazı şeyler tekbirden sonra haram olur. Bu tekbire aynı zamanda “tahrim tekbiri” de denir. İftitah tekbirinin şekli, “Allahu Ekber” diye iki kelimeden ibarettir. Bundan başka bir ifadeyle namaza başlanacak olursa geçerli olmaz. Eğer cemaatle namaz kılınıyorsa, cemaat imamdan sonra tekbir almalı ve her iki ellerini omuz hizasına kaldırmalı, her iki başparmağın kulakların yumuşak kısmına, yani kulak memelerine değmesi ve avuç içlerinin kıbleye doğru olması gerekir.
- Kıyam (Namazda Ayakta Durma)
Namazın rükünlerinden üçüncüsü kıyamdır. Şayet bir kişi sağlıklıysa ve ayakta durma gücü varsa, namazını ayakta kılmalıdır. Ancak kişi hasta olup ayakta duramayacak durumdaysa oturarak namazını kılabilir. Oturarak kılmaya gücü yoksa, namazını sağ yana uzanarak kılabilir. Sağ yana uzanarak kılamıyorsa, sol yanına uzanarak kılabilir. Böyle de kılamıyorsa sırtüstü yatarak kılar. Böyle de kılamazsa, baş işaretiyle kılar. Buna göre akıl başta ise hiçbir şekilde namazını terk etmek caiz değildir.
Sağlıklı biri, sağlam olduğu halde nafile yani sünnet namazlarını oturarak kılabilir. Ancak bu durumda sevabı yarı yarıya düşer. Hasta birinin, oturarak kıldığı nafile namazın sevabı ise tamdır.
- Kıraat (Fatiha Suresini Okumak)
Namazın rükünlerinin dördüncüsü, her rekatta Fatiha Suresi’ni okumaktır. Namazın bir rekatında Fatiha'yı bilerek okumayan kişinin namazı bâtıl olur, unutarak okumayan kişi ise Fatiha okumadığı rekatı yeniden kılmalıdır. Nitekim, Peygamber Efendimiz (a.s..) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: "Fatiha Suresi olmadan namaz olmaz."
Cemaatle namaz kılan biri, ister gizli (sessiz) ister açık (sesli) olan namazlarda Fatiha’yı okuyacaktır. Fakat imam namaza başlamış ve sonra gelen kişi imamla beraber Fatiha’yı okumaya zaman bulamazsa, hemen imamla beraber rükûya gider, okuyamadığı Fatiha ondan sakıt olur, onun Fatiha’sını imam üstlenmiş olur. Cemaate uyan kişi imamın arkasında sadece Fatiha’yı okuyacaktır, zamm-ı sûre okumayacak, imamı dinleyecektir. Fakat gizli namazlarda hem Fatiha'yı hem de zamm-ı sûreyi okuyacaktır. Okuyuşu, kendi duyacak şekilde olmalıdır.
Fatiha'daki şeddeleri uygulamayanın Fatiha’sı geçersiz, namazı da bâtıl olur. Fatiha’nın bir harfi başka bir harfle değiştirilmemelidir. Örneğin, "dâllîn" kelimesindeki "dad" harfini "z" harfiyle değiştirmemek, "zâllîn" şeklinde okumamak gerekir.
Besmele, Fatiha’nın bir ayetidir, her rekatta okunması farzdır.
- Rükû
Namazın rükünlerinin beşincisi rükûdur. Rükû’nun en güzel ve sünnete uygun şekli şöyledir: Sırt ile boyun tek bir parça gibi hizaya getirip ayakları dikmek yani dizleri kırmadan elleri kırmadan el parmaklarını kıbleye doğru tutmak ve dizlerini avuçları içine almaktır. Kişi eğilmeye başladığında her iki eli omuzların hizasına kadar kaldırır, tekbir alıp rükûya gider ve şu duayı üç defa okur: “Subhâne Rabbiyel azîm ve bihamdihî” Anlamı: "Azim olan Rabbimi tüm noksan sıfatlardan tenzih eder ve O'nu hamd ile yüceltirim."
Ayakların arasını, bir insanın ayakta terazi gibi duracak şekilde ayarlar. Kimi dört parmak, kimi bir karış, kimi daha fazla açabilir.
Oturarak namaz kılan kimse alnı secde yerinin hizasına gelecek şekilde belini bükerek rükûya varmalıdır. Erkek olan kimsenin rükûda iken el dirseklerini yanlarından uzak tutması, kadınların ise vücuduna yapıştırması sünnettir.
6. Rükûdan Kalkarken Tam Doğrulmak (İtidal)
Namazın rükünlerinden altıncısı, itidal, yani rükûdan kalktıktan sonra tam doğrulmak ve bir süre bu şekilde durmaktır. Rükûdan kalkarken, hemen secdeye gidilmemelidir. Her iki elin avuç içi kıbleye bakacak şartıyla elleri omuz hizasına kadar kaldırmak ve bu duayı سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ “Semi’allahu limen hamideh” okumak gerekir. Anlamı: "Allah, kendisine hamd edenin hamdini işitti." demektir. Beli tamamen doğrulttuktan sonra şu dua okunur: رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ “Rabbena leke’l-hamd” Anlamı: "Ey Rabbimiz, hamd yalnızca Sanadır."
7. Secde
Namazın rükünlerininin yedincisi, birinci ve ikinci secdeyi yapmaktır. Her rekatta iki kere secde etmek gerekir. Secde ederken eller kaldırılmaz. Secdede en az üç defa şu dua okunur: "Subhane rabbiyel a'la ve bihamdihi." Anlamı: "En yüce olan Rabbimi tüm eksikliklerden tenzih eder ve O’nu hamd ile tesbih ederim."
Mükemmel bir secde şöyle yapılır: Kişi ayaktan secdeye vardığı zaman ilk önce her iki dizini, sonra her iki elini, sonra alın ve burnunu sonra her iki ayağın parmak uçlarını yere koyar. Ellerini omuzların karşısına koyup kıbleye doğru döner, dizlerini birbirinden ayırır, karnını uyluklarından dirseklerini de yerden kaldırıp yanlarından uzak tutar. Kadınlar ise dirseklerini, vücutlarından ayırmazlar, uyluklarını bacaklarına yapıştırırlar. Yedi aza üzerine secde etmek farzdır. Bunlar; alınla burun, iki diz, iki avuç ve iki ayak parmaklarıdır. Nitekim Resûlullah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Yedi aza üzerine secde etmekle emrolundum: Alın, iki el, iki diz ve iki ayak parmağı." Secdeden kalkarken ise, sol ayağı üstüne oturur, sağ ayağın parmaklarını diker.
Secdenin sahih olması için bazı şartlar vardır:
- Alnın açık olması lazımdır. Kişinin başında bulunan sarık, kep, şapka, uzun saç alnı kapatıyorsa o secdenin sahihliği geçersizdir. Bir kimse birinci secdeyi yaptıktan sonra alnına kağıt yaprak gibi bir şey yapışırsa ve onu silmeden ikinci secdeye giderse, secdesi geçersiz olur.
- Arka tarafın ön tarafından yüksek olması. Hasta olan bir kimsenin yüksek bir yere secde etmesi gerekiyorsa, iade etmeden bu şekilde namazını kılabilir.
- Başın ağırlığının secdede olması. Mesela biri, sünger veyahut pamuk, yün, döşek gibi bir şeyin üzerine secde etse, biri elini o şeyin altına koysa ve başın ağrısını hissetmezse o secde geçersizdir.
8. İki Secde Arasında Oturmak
Namazın rükünlerinden sekizincisi, iki secde arasında oturmaktır. Oturuşun en uygun şekli, birinci secdeden kalkarken tekbir alarak başı kaldırmak, sol ayağı bükerek ve sağ ayak parmaklarını ise dik tutarak oturmaktır. İki secde arasında otururken şu dua okunması sünnettir: رَبِّ اغْفِرْ لِي، وَارْحَمْنِي، وَاهْدِنِي، وَاجْبُرْنِي، وَعَافِنِي، وَارْزُقْنِي، وَارْفَعْنِي "Rabbi’ğfir li, verhamnî, vehdinî, vecburnî, ve âfinî, ve’rzuknî ve’rfa‘nî." Anlamı: "Rabbim! Beni bağışla, bana merhamet et, beni doğru yola yönelt, eksiklerimi gider, beni afiyet üzere kıl, bana rızık ver ve beni yücelt."
İki secdeyi yaptıktan sonra ayağa kalkmadan önce hafifçe oturup öyle kalmaya celse-i istirâha (istirahat oturuşu) denir.
Bir de dört yerde daha bir süre beklemek (tuma‘nine yapmak) farzdır: 1. Rükûda durmak. 2. Rükûdan kalktıktan sonra ayakta durmak. 3. Secdelerde durmak. 4. İki secde arasında durmak.
9. Son Oturuş
Namazın rükünlerinden dokuzuncusu, son kâde (son oturuş) yani selamdan önceki oturuştur. Bu oturuş, ne şekilde olursa olsun caizdir. Ancak birinci teşehhüdde üç ve dört rekatlı namazlarda, birinci oturuşta iftirâş etmek, yani sol ayağının üzerine oturmak ve sağ ayağı dik bir şekilde tutmak gerekir. Son oturuşta ise, teverrük etmek, yani sol ayağı sağ ayağın altından çıkararak sağ ayağı dik tutmak gerekir. Bu şekilde oturmak sünnettir.
10. Tahiyyat Okumak
Namazın rükünlerinden onuncusu, son kâdede (oturuşta) tahiyyat okumaktır. Sabah namazı hariç, bütün farz namazların ilk iki rekâtından sonra tahiyyat okumak sünnettir. Bilerek veya unutarak tahiyyatın terk edilmesi namazın geçerliliğini zarar vermez. Bu durumda selam vermeden önce sehiv secdesi yapmak sünnettir. Sehiv secdesi, tahiyyatın eksikliğini tamamlar. İmkan dahilinde tahiyyatın Arapça olarak ve kişinin kendi duyabileceği şekilde okuması gereklidir.
Tahiyyat Duasının Arapçası:
ألتَّحِيَّاتُ اَلْمُبارَكاتُ اَلصَّلَوَاتُ اَلطَّيِّباَتُ لِلَّهِ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ أيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، اَلسَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِباَدِ اللهِ الصَّالِحيِنَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللَّهِ.
Türkçe Okunuşu:
“Ettehiyatu el-mubareketu es-salavâtu et-tayyibâtu lillahi, es-selamu âleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetullahi ve berekatuhu, es-selamu âleyna ve âla ibadillahi’s-sâlihine. Eşhedu enlâ ilahe illallahu ve eşhedu enne Muhammede’r-Resulullah.”
Türkçe Anlamı:
"Bütün tahiyyatlar (saygılar), bereketler, salavatlar ve hayırlar Allah'a mahsustur. Ey Nebî! Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bizlere ve Allah'ın salih kullarına selam olsun. Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın resulüdür."
11. Peygamberimiz’e (a.s.) Salavât Getirmek
Namazın rükünlerinden on birincisi, son tahiyyat ve teşehhüdün sonunda Peygamberimiz’e (a.s.) salavat getirmektir. Salavatı Şerife'nin kâmil şekli şöyledir:
اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى ﺁلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ * كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى سَيِّدِنَا اِبْرَاهِيمَ وَعَلَى ﺁلِ سَيِّدِنَا اِبْرَاهِيمَ * اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ *
اَللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى ﺁلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ * كَمَا بَارَكْتَ عَلَى سَيِّدِنَا اِبْرَاهِيمَ وعَلَى ﺁلِ سَيِّدِنَا اِبْرَاهِيمَ * اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ *
"Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ İbrahime ve ala ali İbrahim, inneke hamidün mecîd.”
“Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ İbrahime ve alâ ali İbrahim, inneke hamidün mecîd."
Türkçe Anlamı:
"Allah'ım, İbrahim'e ve İbrahim'in ailesine salat ettiğin gibi Muhammed'e ve Muhammed'in ailesine de salat eyle. Şüphesiz sen Hamid ve Mecid’sin.”
“Allah'ım, İbrahim’e ve İbrahim'in ailesine bereket ihsan ettiğin gibi Muhammed'e ve Muhammed'in ailesine de bereket ihsan eyle. Şüphesiz sen Hamid ve Mecid’sin."
Not: Dört ve üç rekatlı namazlarda, kişi ilk teşehhüdden sonra “Allahümme salli ala Muhammed” dedikten sonra devamını okumaz, hemen üçüncü rekata kalkar. Ancak son rekatte ise salavatın tamamını okuyarak namazını tamamlar.
12. Selam Vermek
Namazın rükünlerinden on ikincisi, birinci selamı vermektir. İkinci selamı vermek ise sünnettir. Selam şu şekilde verilir: السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ "Es-Selâmu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu" Anlamı: "Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun." demektir.
Sağ tarafa selam verirken omzun arkasından sağ yanağı, sol tarafa selam verirken sol yanağı görünecek kadar başı döndürmek gerekir.
13. Tertip
Namazın rükünlerinden on üçüncüsü tertiptir. Yani namazın rükünlerini, yukarıda zikrettiğimiz sıraya göre uygulamak farzdır.
Namazın Sünnetleri
Şafiî ve Hanbelî mezheplerine sünnet, mendup, müstehap ve tatavvu gibi terimler aynı anlama gelir: Bunları işleyen sevap kazanır; terk edenler ise ahirette hesaba çekilmez. Ancak bu sünnetleri terk eden kişi bu fiilleri işleme sevabından mahrum kalır. Şunu açıkça belirtelim ki Müslüman biri, sünnetleri hiçbir zaman hafife almamalı ve mümkünse terk etmemelidir.
Namazın sünnetleri, hey’et, çoğulu hey’ât (şekil ve görünüşüne ait sünnetler) ve eb’ad (namazın rükünlerine bağlı olan sünnetler) olmak üzere iki kısma ayrılır. Hey’et sünnetler, namazın rükün ve eb’adleri dışında kalan sünnetlerdir. Eb’ad sünnetler ise, bilerek veya unutarak terk edilmesi durumunda sehiv secdesi ile telafi edilebilen sünnetlere denir. Bazıları şunlardır:
- Sabah namazının farzının son rekatında rükûdan kalktıktan sonra kunut duasını okumak.
- Ramazan ayının son on beşinden sonraki gecelerde vitir namazının son rekatında da kunut duasını okumak sünnettir. Kunut duası şöyledir:
ألللّٰهُمَّ اهْدِنِي فِيمَنْ هَدَيْتَ، وَعَافِنِي فِيمَنْ عَافَيْتَ، وَتَوَلَّنِي فِيمَنْ تَوَلَّيْتَ، وَبَارِكْ لِي فِيمَا أَعْطَيْتَ، وَقِنِي شَرَّ مَا قَضَيْتَ، فَإِنَّكَ تَقْضِي وَلَا يُقْضَى عَلَيْكَ، وَإِنَّهُ لَا يَذِلُّ مَنْ وَالَيْتَ، وَلَا يَعِزُّ مَنْ عَادَيْتَ، تَبَارَكْتَ رَبَّنَا وَتَعَالَيْتَ، فَلَكَ الْحَمْدُ عَلَى مَا قَضَيْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ الّٰلهُمَّ وَأَتوُبُ إلَيْكَ وَصَلّٰى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمْ.
Türkçe okunuşu
Allâhummeh-dinî fîmen hedeyte, ve âfinî fîmen âfeyte, ve tevellenî fîmen teveylleyte, ve bârik lî fîmâ a'tayte, ve kınî şerra mâ kadayte, feinneke takdî ve lâ yugdâ aleyke, ve innehu lâ yezillu men vâleyte, ve lâ yaizzu men âdeyte, tebârekte rabbenâ ve teâleyte, felakel-hamdu alâ mâ kadayte, estağfiruke Allâhumme ve etûbu ileyke, ve sallâllahu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellem.
Türkçe Anlamı
"Allah'ım, hidayet ettiklerinin yoluna beni de hidâyet et. Âfiyet verdiklerinin arasında bana da afiyet ver. Sahip çıktıklarının arasında bana da sahip çık. Verdiğin şeyleri bana mübârek eyle. Hükmettiğin şeylerin şerrinden beni koru. Şüphesiz Sen hüküm verirsin, fakat kimse senin hakkında hüküm veremez. Senin sevdiklerin (sahip çıktıkların) zelil olmaz. Senin düşman oldukların ise aslâ aziz olmaz. Rabbimiz sen mübarek ve yücesin. Allah'ın Rasulü Muhammed'e salat ve selam olsun.”
Bu dua yapılırken eller açık bir şekilde göğe doğru kaldırılır. “Ve kınî şerra mâ kadayte” cümlesinde eller ters çevrilerek yere doğru bakar. Akabinde eller tekrar yukarı kaldırılır ve dua tamamlanır. Eller yüze sürülmeden doğrudan secdeye gidilir.
3. Birinci teşehhüdü (yani tahiyyatı) okumak ve bu teşehhüd sonrasında sadece Peygamberimiz’e (a.s.) salavat getirmek, yani "Allahümme Salli Ala Muhammed..." demek sünnettir. Devamındaki “ve alâ âli Muhammed” kısmını dememek gerekir. Son tahiyyatta ise her ikisini birlikte söylemek gerekir. Zaten birinci cümleyi ikinci tahiyyatta beraber söylemek farzdır. İkinci cümleyi yani “ve alâ âli Muhammed” demek ise sünnettir.
Eğer namaz kılan veya insanlara namaz kıldıran biri bu eb’ad sünnetleri terk ederse, selam vermeden önce iki defa sehiv, yani yanılma secdesini yapar, sonra selam verir. Sehiv secdesi yaparak namazdaki bu noksanlığı tamamlar ve sevabını elde eder inşallah.
Daha önce ifade ettiğim gibi namazların iki kısım sünnetleri vardır: 1. Eb’ad yani namazın bir parçası gibi olan sünnetlerdir. Terk edilirse sehiv yani yanılma secdesiyle telafi edilir. 2. Hey’et/çoğulu hey’ât sünnetleridir. Hey’et sünnetleri ise terk edilirse sehiv secdesi gerekmez. Ancak namazımızın tam ve güzel olması için bu sünnetleri terk etmememiz lazımdır. Bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
- Niyeti dil ile söylemek. Niyeti kalp ile yapmak farzdır.
- İftitah tekbiri alırken, rukûya giderken, rukûdan kalkarken ve birinci tahiyyatı okuyup üçüncü rekata kalkarken, parmakları normal biçimde açık olarak başparmak kulak memesinin hizasına gelecek şekilde elleri kaldırmak.
- Kıyamda yani ayakta elleri göğsün altında, göbeğin az yukarısında ve biraz sola doğru meyilli olarak bağlamak.
- Namazda secde yerine bakmak.
- Tekbiretü’l-ihramdan sonra “veccehtu duası”nı eûzü besmele çekmeden önce iftitah duasını okumak: Dua şöyledir:
وجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَالسَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ،
إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ،
وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَاَناَمِنَ الْمُسْلِمِينَ.
Türkçe Okunuşu:
“Veccehtu vechiye lillezî fetara's-semâvâti ve'l-arda hanîfen muslimen ve mâ ene minel-müşrikîn. İnne salâti ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Lâ şerike lehu ve bizalike umirtu ve ene minel müslimin.”
Türkçe Anlamı:
“Şüphesiz ki ben yüzümü bir muvahhit olarak yerleri ve gökleri yaratmış olan Allah'a yönelttim. Ben müşriklerden değilim. Şüphesiz ki benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hiçbir ortağı olmayan alemlerin rabbi olan Allah içindir. (Allah’ım!) Senin ortağın yoktur. Ben ancak bununla emrolundum ve ben Müslümanlardanım.”
- Kıraatın açıktan okunduğu rekatlarda Fatiha'yı ve ondan sonraki sureyi okumadan önce gizlice eûzü besmele çekmek. Besmeleyi Fatiha’yla beraber açık okumak sünnettir. Zaten besmele Fatiha’dan bir ayettir. Gizli olan öğle ve ikindi namazlarında da aynı bu şekilde devam edilir.
- Fatiha'dan sonra “Amin”, (kabul buyur) demek. Kişi, eğer açıktan okunan bir namazı imamla birlikte kılıyorsa onunla beraber “Amin” der.
- Cehrî yani açıktan okunan namazlarda imam Fatiha’yı okurken, cemaatin sessizce imamı dinlemesi. İmam Fatiha'yı bitirince cemaat Fatiha’yı okumaya başlar.
- Fatiha'dan sonra zamm-ı sûre yani bir sure veya uzun bir ayet okumak. Bir kimse eğer açıktan kılınan bir namazı, cemaatle kılıyorsa imam Fatiha’yı bitirdikten sonra kendisi Fatiha’yı okuyacaktır. Fatiha’yı okuduktan sonra ise zamm-ı sûre okumaz, imamı dinler. Eğer namaz gizli kıraatli ise cemaat, hem Fatiha'yı hem de zamm-ı sûreyi okur.
- Akşam, yatsı, sabah, cuma ve bayram namazlarında imamın veya tek başına namaz kılan kişinin, Fatiha ile zamm-ı sûreyi cehren yani açıktan okuması sünnettir.
- Namazın birinci rekatında okunan zamm-ı sûrenin, ikinci rekatta okunan zamm-ı sûresinden uzun olması.
- Bir fiilden başka fiile intikal ederken tekbir getirmek, yani Allahu ekber demek sünnettir. Ancak rukûdan kalkarken "Allahu Ekber" yerine "Semiallahu limen hamideh" demek, tam doğrulunca da "Rabbena lekel hamd" demek sünnettir.
- Birinci ve üçüncü rekatlarda ikinci secdeden sonra biraz oturduktan sonra ayağa kalkmak. Bu kısa süreli oturuşa "celse-i istirâha" (istirahat oturuşu) denir.
- Rükû sırasında üç defa "Subhane Rabbiye’l-azim ve bihamdihi" demek sünnettir. Daha fazla söylemek daha güzeldir.
- Secde sırasında üç defa "Subhane Rabbiye’l-a'lâ ve bihamdihi" demek sünnettir. Fazlasını söylemek de daha faziletlidir.
- Bütün oturuşlarda iftirâş yapmak, yani sağ ayağı dikip sol ayağı yatırarak üzerine oturmak sünnettir. Sadece son oturuşta ise teverrük yapmak, yani sağ ayağı dikip, sol ayağı sağ ayağın altından yana doğru çıkarmak sünnettir.
- Kıyamda ve rükûda iki ayağın arasını bir karış kadar açık bırakmak.
- Secde yaparken elleri omuzların hizasına koymak ve parmakları birbirine bitiştirmek.
- Bütün oturuşlarda ve her iki teşehhüdü okurken elleri dizlerin üzerine koyup, parmakları birbirine yapıştırmak.
- Secdeye inerken önce dizleri, ardından elleri, sonra alnı ve en son burnu yere koymak.
- Secdede erkeğin dirseklerini yanlarından uzak tutması, kadınların ise dirseklerini yanlarına yapıştırması.
- Teşehhüdde elleri dizlerin ucuna yakın koymak ve şehadet parmağı hariç sağ elin parmaklarını bükmek. "İllallah" denildiğinde, şehadet parmağını kaldırmak ve selam verene kadar öyle tutmak. Yine sol elin parmaklarını birbirine yapışık ve açık tutmak.
- Namaz kılan kimsenin, Allah'ın huzurunda olduğunu hatırlayıp, kalbini dünyevi ve gereksiz şeylerden uzak tutması. Dikkatini toplayabilmek için namaz sırasında sağa sola bakmaması ve namazın en şerefli cüz’ü (kısmı) olan secde yerine bakması sünnettir. Ancak, bazı özel durumlarda namaz kılan farklı yere bakar:
- a.) Hacda Mescid-i Haram’da kılınan namazlarda Kâbe’ye,
- b.) Cenaze namazında cenazeye,
- c.) Teşehhüdde ise işaret edilen şehadet parmağına bakmak sünnettir.
- Selamdan önce şu duayı okumak sünnettir.
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَمِنْ عَذَابِ النَّارِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ.
"Allahümme innî eûzü bike min azâbi’l-kabri, ve min azâbi’n-nâri, ve min fitneti’l-mahyâ ve’l-memât, ve min fitneti’l-mesîhî’d-deccâl." (Anlamı: Allah’ım! Kabir azabından, cehennem azabından, hayat ve ölüm fitnesinden, Mesih Deccal’in fitnesinden sana sığınırım.)
- Çoraplar temiz olsa dahi çorapları çıkarıp yalın ayak namaz kılmak sünnettir.
- Farz namazın ardından, nafile namazlara geçmeden önce dua ve zikirler yapmak sünnettir. En azından şunlar yapılabilir:
- Üç kez: "Estağfirullah ellezi lâ ilâhe hüve’l-Hayye’l-Kayyûme, ve etûbü ileyh."
- Bir kez: "Allahümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm, tebarekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm."
- Bir kez Fatiha, Ayetü’l-Kürsî, İhlas, Felak ve Nas sûrelerini okumak.
- 33 kez: "Sübhânallah.", 33 kez: "Elhamdülillah.", 33 kez: "Allahu Ekber." demek.
- Bir kez: "Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr." Demek.
- Sonra kendine, ana-babasına ve tüm Müslümanlara dua etmek.
- Sonra Peygamber Efendimize (a.s.) salavat getirmek. Allah (c.c.) yaptığımız ibadetleri kabul buyursun. Amin.
Namazın Mekruhları ve Edepleri
Namazın ne kadar büyük ve yüce bir ibadet olduğu malumdur. Namaz, müminin miracıdır ve onun sayesinde Allah'ın huzuruna çıkılır. Bu sebeple, namaz kılan kişi tam bir vakar ve edeple hareket etmeli, mekruh sayılan şeylerden sakınmalıdır. Bazı mekruhlar şunlardır:
Genel kuraldır ki, namazın sünnetlerini terk etmek mekruh sayılır.
Namazda huzur ve haşyet içinde olmak gerekir. Allah'ın huzurunda olunduğu unutulup gaflet hâline düşmek veya namazın ciddiyetine uygun olmayan davranışlarda bulunmak mekruhtur.
- Namazda secde yerine bakmak gerekir. Namaz esnasında sağa, sola veya yukarıya bakmak mekruhtur. Nitekim Peygamber Efendimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur:لا يزالُ اللهُ عز وجل مُقبلًا على العبدِ وهو في صلاته ما لم يلتفت، فإذا التَفَتَ انصَرَفَ عنه. “Kul, namazda iken sağa ve sola dönmediği müddetçe Allah ona rahmet nazarıyla bakar. Ancak sağa sola döndüğünde bu rahmet nazarı ondan uzaklaşır.”
Namazda sükunet içinde olmamak, gereksiz hareketlerde bulunmak, elbise ile oynamak veya elbiseyi çekmek, parmaklarla da olsa vücudu kaşımak yahut namazdan sayılmayan bir harekette bulunmak mekruhtur.
Her iki ayak üzerinde durmak sünnete uygunken, sadece bir ayak üzerinde durmak mekruhtur.
Erkeklerin rükû ve secdelerde kollarını yanlarından uzak tutması gerekir. Aksini yapmak mekruhtur. Kadınların ise aksine kollarını yanlarına yapıştırmaları gerekir; kollarını açmaları mekruhtur.
Açken namaz kılmak mekruhtur; ancak vakit daralmışsa, aç olduğu hâlde namaz kılmak mekruh değil, farzdır.
Abdesti sıkışıkken namaz kılmak mekruhtur.
Kıbleye veya sağ tarafa doğru tükürmek mekruhtur.
Namazda elleri kalçaya koymak edebe aykırı olduğundan mekruhtur.
Rükû esnasında başı fazla eğmek mekruhtur.
Namaz sırasında elbiseyi çekmek veya katlamak mekruhtur.
Hamam, yol, çöplük, mezarlık gibi yerlerde namaz kılmak mekruhtur.
Açıktan okunması gereken yerde gizli okumak ya da gizli okunması gereken yerde açıktan okumak mekruhtur.
Gözleri kapatarak namaz kılmak mekruhtur.
Parmakları birbirine geçirmek veya çıtlatmak mekruhtur.
Namaz sırasında yüz veya alnı silmek mekruhtur.
Elbisenin kolları sıvalı olarak namaz kılmak mekruhtur.
Namazı başı açık olarak kılmak mekruhtur. En iyi olanı, sarık kullanmaktır.
İlk iki rekatta Fatiha’dan sonra zamm-ı sure okumamak mekruhtur.
İftitah tekbiri dışındaki intikal tekbirlerini almamak (örneğin rükû ve secdeye giderken) mekruhtur. Fakat en baştaki iftitah tekbiri farz olduğundan, bu tekbir alınmazsa namaz batıl olur.
Son oturuşta teşehhüdden sonraki duaları okumak. Sünnet olan duaları okumamak mekruhtur.
Not: Cemaatle namaz kılarken yukarıdaki mekruhlardan birini yaparsak, cemaat sevabı gider. Bu sebeple, çok dikkatli olalım inşallah.
Namazı Bozan Şeyler
Abdestin bozulması.
- Namaz kılan kişinin vücuduna, elbisesine veya namaz kıldığı yere necaset bulaşması namazı bozar. Aynı şekilde necis bir ayakkabı ile namaz kılmak da namazı bozar. Ancak, bir kimsenin rükû ve secdeye giderken göğüs hizasında yerde bulunan necasete değmediği sürece namazının sıhhatine bir zarar gelmez.
- Bir kimsenin avret yeri açılınca, bu yeri derhal örtmemesi halinde namazı bozulur. Ancak, unutarak avret yeri açılır ve aynı anda örterse, namazına zarar vermez. Namaz kılan kişinin avret yerini, bir çocuk veya hayvan açar da kişi aynı anda örtse bile namazı bozulur.
- Avret yeri erkekler için, diz kapağı ile göbek arasındaki yerdir. Kadınların avret yeri ise ellerin bilekleri ve yüz kısmı hariç diğer tüm vücuttur.
- Namazda bir mana ifade etsin veya etmesin iki harf veya bir mana ifade eden bir harf söylemek namazı bozar. Fatiha’yı ve zamm-ı sûreyi Kur’an’a bakarak okumak Şâfiî mezhebine göre namazı bozmaz. Diğer mezheplerde ise bu durum namazı bozar. Namazda olan birine biri selam verir de, o kişi de bu selama cevap verirse namazı bozulur. Namaz esnasında gülmek, Allah korkusundan dolayı bile olsa ağlamak, inlemek, üfürmek, tenahnuh etmek (hırıldatmak), bilerek aksırmak, öksürmek gibi davranışlarda kişiden ses çıkarsa namazı bozulur. Bir kimse Fatiha gibi bir rükn-i kavliyi yani sözlü bir rüknü tenahnuh etmeden okuyamayacağı bir hal alırsa tenahnuh etmesinde bir sakınca yoktur. Fakat kıraatı cehren ve zamm-ı sûre okumak için tenahnuh etmek (boğaz hırıldatmak) caiz değildir.
- Bir rekatte ara vermeden üç adım atmak veya el, baş gibi organlarla üç hareket yapmak namazı bozar. Fakat kolu sallamadan parmakla yüzü kaşımak namaza zarar vermez.
- Rükû, sücûd gibi fiilî bir rüknü bilerek fazla veya eksik yapmak namazı bozar. Fakat Fatiha gibi kavlî bir rüknü tekrarlamanın bir zararı yoktur.
- Namaz sırasında bir şey yemek veya içmek namazı bozar.
- Kıbleden göğsünü çevirmek veya başkası tarafından kıbleden farklı yöne çevrilmek namazı bozar. Ancak kişi hemen eski haline dönerse namazına bir zarar gelmez.
- Niyetini değiştirmek yani namazdan çıkma niyetini getirmek namazı bozar.
- Fiilî veya sözlü irtidat yani dinden çıkmak namazı bozar.
- Rüküden kalkarken kısa rükün olan itidâli Fatiha okuyacak kadar, iki secde arasındaki celse-yi istirahâti (oturuş celsesini) tahiyyat okuyacak kadar uzatmak namazı bozar.
- Mest müddetinin bitmesi. Mest giyen kişinin mest süresi dolduğunda, mestlerini çıkarıp yeniden abdest alması lazımdır. Mesh müddeti bittiğinde abdestsiz olur.
Niyet veya namazın şartlarından birisinde şüpheye düşmek namazı bozar.
- İmama uyan kimsenin özürsüz olarak imamdan iki rükün geri kalması namazı bozar. Mesela imam ikinci secdeye kalktığı halde, imama uyan biri hala birinci secdede kalması gibi.
Not: Namazın iki kısım rüknü vardır: 1. Kavli yani sözlü rükünler. Fatiha sûresini okumak gibi. 2. Fiilî yani hareketle ilgili rükünler: Rükû' ve secde yapmak gibi.
Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Vakitler
Herhangi bir sebep olmadıkça aşağıda belirtilen vakitlerde nafile namaz kılmak tahrimen mekruhtur. Mekruh vakitler ikiye ayrılır: 1. Tahrimen Mekruh: Harama yakın mekruhlar. 2. Tenzihen Mekruh: Yapmamak daha iyi olan mekruhlardır. Kerahet vakitler, yani nafile namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler beş tanedir:
- Sabah namazının farzını kıldıktan sonra, güneş doğuncaya kadar.
Güneş doğduktan sonra bir mızrak boyu yükselinceye kadar (yaklaşık 40-45 dakika).
- İstiva vaktinde yani güneşin semanın ortasında olduğu vakitten, öğle namazı vakti girinceye kadar. Fakat cuma günü bu vakitte nafile namaz kılmak mekruh değildir.
- İkindi namazının farzını kıldıktan sonra, güneş sararıncaya kadar.
- Güneşin sarardığı andan batıncaya kadar olan zaman.
Bu beş vakitte sünnet namazları kılınmaz. Ancak namazı gerektiren bir hal olursa bu beş vakitte namaz kılmak caiz olur. Mesela, kaza, adak, cenaze, küsuf namazı (Güneş tutulması), hüsuf namazı (Ay tutulması namazı), abdest namazı, tavaf namazı, tahiyyetü’l-mescid namazı (Cami selamlama namazı), istihâre namazı kılınabilir. Yani bu vakitlerde sebepli olmayan nafile namazlar kılınamaz. Az önce zikrettiğim namazlar kılınabilir.
Mekke-i Mükerreme’de her vakitte her çeşit namazı kılmak caizdir. Cuma günü istiva vaktinde de her yerde namaz kılmakta da bir beis yoktur. Allah Rasûlü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Ey Abdülmenaf oğulları! Gece veya gündüz hangi vakit olursa olsun, bu Kâbe’yi tavaf eden veya namaz kılmak isteyen kimseye engel olmayınız."
Cuma günü, hatip hutbe okurken camiye giren kişi, hafifçe iki rekat Cuma namazının ön sünnetiyle tahiyyetü’l-mescid sünnetinin müşterek niyyetini yani, birine niyet edip diğerini kalbinden geçirerek namazını kılabilir. Sonra yerine oturup, hatibi dinler.
Ayrıca çöplük, mezarlık, yol üzerinde ve hamam gibi yerlerde namaz kılmak mekruhtur.
Örnek vereyim bir kişinin, önemli bir işi çıktığı için kuşluk namazını (duhâ namazını) kılamamış ve öğle namazı vaktine 15-20 dakika kalmışsa, sebepli bir durum olduğu için bu vakitte kuşluk namazını kılabilir.
İkinci bir örnek vereyim: Eğer kişi ikindi namazını kılmamışsa ve akşam namazına 15 dakika kalmışsa hem ikindinin sünnetini hem farzını kılabilir. Vakit çok dar ise yalnızca ikindinin farzını kılar. Hanefî mezhebinde ise şu beş vakitte ne kaza ve ne sünnet kılabilir. İkinci verdiğim örnekte olduğu gibi sadece ikindi namazının farzını kılar.
Dikkat edelim, namazlarımızı son dakikalara bırakmayalım.
Sehiv Secdesi
Sehiv Secdesi "yanılma secdesi" demektir. Namazda sehvi gerektirecek bir şey yapıldığında, bu secdeyi yapmak sünnet-i müekkededir ve namazdaki eksikliği telafi eder.
Sehiv secdesi yapmayı gerektiren dört durum vardır:
1. Kasten veya unutarak namazın eb’ad (cüzler)inden sayılan altı şeyi terk etmektir. Bunlar da şunlardır: Zaten namazdan terk edilen üç şey vardır: Farz, eb’ad sünnetler, hey’et (çoğulu hey’ât) sünnetlerdir.
- Farz terk edildiği zaman. Örneğin, biri Fatiha’yı okudu, unutarak rükû yapmadan secdeye gitti. Aklına gelirse hemen kalkıp rükû ve itidâli yapar sonra secdeye gider. Bunları yapmadan sehiv secdesi yaparsa yeterli olmaz, çünkü bunlar farzdır.
- Eb’ad bir sünnet terk edildiği zaman. Kişi bu durumda geri dönmez sonunda sehiv secdesi yapar. Örneğin sabah namazının ikinci rekatında kişi rükûya kalktığı zaman kunut duası okumalıdır. Kişi kunut okumayı unutup secdeye vardığı zaman, geri dönmez sonunda sehiv secdesi yapar.
- Hey’et sünnetleri terk ettiği zaman. Bu durumda ne geri döner ne de sehiv secdesi yapar. Örneğin rükûda üç kere “Subhane rabbiyel azim ve bihamdihi” demek sünnettir. Bu tesbih, bilerek veyahut unutarak terk edildiği zaman kişi ne geri döner ne de sehiv secdesi yapar.
- Bir kimse dört rekatlı bir namazda ilk teşehhüdün hepsini veya bir kısmını unutarak okumasa veya terk ettiğinde şüphe etse selamdan evvel sehiv secdesi yapar.
- İlk teşehhüdün oturuşudur. Bir kimse teşehhüdü güzelce okumuyorsa, ilk teşehhüd için onun miktarı kadar oturur ve onu terk ederse sehiv secdesi yapar. Yalnız bunun için yapılan secde, oturuş için değil teşehhüde bedel olduğu içindir.
- Sabah namazında ve Ramazan-ı Şerif'in 15’inden sonra vitir namazının son rekatında kunutu unutan veya kasten terk eden bir kimsenin sehiv secdesi yapması gerekir. Kişi, Hanefi bir imamın arkasından namaz kılıyorsa imam konutu terk ettiği için o da terk eder sonra selam vermeden evvel sehiv secdesi yapar.
- Kişi birinci teşehhüdün akabinde Peygamberimiz’e (a.s.) salavatı şerifeyi terk ettiği takdirde sehiv secdesi yapar.
- Son teşehhüdde Peygamberimiz’e (a.s.) salat farzdır. Terkinde secde yeterli olmaz. Fakat âline yani “ve alâ âli Muhammed” demek sünnettir. Bunun terkinde sehiv secdesi yapmak gerekir.
- Kunutta hem Peygamberimiz’e (a.s.) hem de âline salat okuması gerekir. Terkinde sehiv secdesi yapılır. Bir kimse, unutarak birinci tahiyyatı terk etse, ayağa kalktıktan sonra unuttuğunu hatırlasa tahiyyatı okumak için tekrar oturamaz, bu kişi namaz sonunda sehiv secdesi yapar.
- Cemaatle kılınan namazda imam teşehhüdü unutarak ayağa kalkarsa cemaat de ona uyar, namazın sonunda hep beraber sehiv secdesi yaparlar. Şayet cemaat oturup ayağa kalkmasalar, imamdan ayrılık niyeti de getirmeseler cemaatin namazları bozulur. Çünkü imama uymamışlar imamdan ayrılış niyetini de getirmişlerdir. Şayet ayrılık niyeti getirselerdi, geri kalan iki rekatı tek başına kılarlar ve o zaman namazları sahih olurdu.
- Kasten yapıldığı takdirde namazı bozan bir fiilî, unutarak yapmak. Mesela, kısa rükün olan itidâli, yanılarak Fatiha Suresi okunacak kadar uzatmak ile iki secde arasındaki oturuşu (celse-i istirâha)yı teşehhüd okuyacak kadar uzatmak namazı bozmaz, fakat kişinin bu durumda sehiv secdesi yapması gerekir.
- Kıldığı rekat sayısında şüpheye düşmek. Mesela dört rekatlı bir namazı kılarken, içinde bulunduğu rekatın üçüncü mü dördüncü mü rekat olduğu konusunda şüphe eden kişi, zann-ı galibiyle hareket eder. Üçüncü rekatta olduğunu kabul edip bir rekat daha kılar, namazın sonunda sehiv secdesi yapar.
- Mesela Fatiha veya son oturuştaki teşehhüd gibi bir kıraat rüknü, esas yerinde okumakla beraber başka bir yerde tekrar okumak. Mesela Fatiha’yı oturuşlarda, teşehhüdü ve salavatı ayakta okuyan birine, sehiv secdesi yapması gerekir.
Sehiv Secdesi Şu Şekilde Yapılır:
Namazın sonunda, selam vermeden ve eller kaldırılmadan tekbir alınır ve -diğer secdelerde olduğu gibi- secdeye varılır. Secdede diğer tesbihlerde olduğu gibi üç kez “Sübhane Rabbiyel A’lâ ve bihamdihi” denir. Akabinde سُبْحَانَ الَّذِي لَا يَنَامُ وَلَا يَسْهُو “Sübhane’llezi lâ yenâmu velâ yeshû.” denir ve kalkıp oturulur. Oturunca üç defa şöyle söylenir: رَبِّ اغْفِرْ لِي “Rabbi’ğfirlî”. Sonra ikinci secdeye gidilir, bu dualar okunur. Sonra kalkılır, bir daha tahiyyat ve salli barik duaları okunmadan selam verilir.
Tilavet Secdesi
Secde ayetlerinden biri okunduğunda hem okuyanın hem de dinleyenin tilavet secdesi yapması gerekir. Bu ibadet sünnet-i müekkededir; Hanefi mezhebinde ise vaciptir. Secde ayetleri toplamda 14 tanedir. Secde ayetleri şunlardır:
- el-A'raf (7/206)
- er-Ra'd (13/15)
- en-Nahl (16/49)
- el-İsrâ (17/107)
- Meryem (19/58)
- el-Hac (22/18)
- el-Furkân (25/60)
- en-Neml (27/25)
- es-Secde (32/15)
- Sâd (38/24)
- Fussilet (41/37)
- en-Necm (53/62)
- el-İnşikâk (84/21)
- el-Alak (96/19)
Not: Sâd Suresi 24. Ayet tilavet secdesi değil, şükür secdesidir. Okunduğunda tilavet secdesi değil, şükür secdesi getirilir.
Tilavet Secdesi Şu Şekilde Yapılır:
"Niyet ettim Allah rızası için tilavet secdesi yapmaya." diyerek niyet ettikten sonra “Allahu Ekber” diyerek bir defa secdeye gidilir. Secdedeki dualar okunur ve kalkılır, sağa ve sola selam verilerek tilavet secdesi tamamlanır.
Şükür Secdesi Nedir?
Bir nimetin gelmesi, bir musibetin kalkması veya bir musibete uğranılması, yahut kişinin işlediği günahlarına bağışlanma talebiyle Allah’a şükür secdesi yapması sünnettir. Tilavet ve şükür secdesinin şartları, namazın şartlarının aynısıdır. Bu iki secdenin dört rüknü vardır: 1. Niyet 2. Tekbiretü’l-ihram 3. Bir tane secde yapmak 4. Oturduktan sonra selam vermek.
Şayet secde-i tilâvet namazda yapılıyorsa cemaat, imama uyar, niyet getirmez. İmam ve tek başına namaz kılan ise sadece kalbiyle niyet getirirler, diliyle niyet getirmezler. Bu iki secdede yani şükür ve tilavet secdelerinde, hatta bütün namazların secdelerinde şu duayı okumak sünnettir:
اللَّهُمَّ لَكَ سَجَدْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ. سَجَدَ وَجْهِي لِلَّذِي خَلَقَهُ وَصَوَّرَهُ وَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ، تَبَارَكَ اللهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ.
Türkçe Okunuşu:
“Allahumme leke secedtu, ve bike âmentu, ve leke eslemtu. Secede vechî lillezî halakahû ve savverahû ve şakka sem‘ahû ve basarahû. Tebâreke’llâhu ahsenü’l-hâlikîn.”
Türkçe Anlamı:
"Allah’ım! Sana secde ettim, Sana iman ettim, Sana teslim oldum. Yüzüm, onu yaratan, şekillendiren, kulaklarını ve gözlerini açan Allah’a secde etti. Yüceler yücesi Allah, yaratanların en güzelidir."
Mükemmel Bir Namazın Kılınış Şekli
Herkesçe malumdur ki beş vakit namaz İsrâ ve Miraç gecesinde farz kılınmıştır. Peygamberimiz (a.s.), gece Miraca çıktığı ve gece geldiği için sabah namazını nasıl kılacağı belli değildi. Cebrail, Peygamberimiz’e (a.s.) öğle vaktinde geldi ve ona namazı öğretti. Peygamberimiz’in (a.s.) ilk kıldığı namaz da öğle namazıdır. Şimdi öğle namazının ne şekilde kılınacağını açıklayacağım inşallah:
Öncelikle güzel bir abdest alacağız sonra ezan okuyacağız. Sonra dört rekat sünnet kılacağız. Sonra kamet getireceğiz. Bu arada hem ezan hem kamet dualarını okuyacağız. Sonra niyet getireceğiz. Dil ile niyet sünnet, kalp ile farzdır. En makbûl olanı ikisinin bir arada olmasıdır. Niyet şöyledir: “Niyet ettim Allah rızası için öğle namazının farzını kılmaya.” Sonra Allahu Ekber diyerek tekbir getiririz, elleri göğsün altında göbeğin yukarısında hafif sola doğru bağlarız.
Sonra eûzü besmele çekmeden ve “Veccehtu” duasını okuruz. Bu dua, namazın sünnetleri kısmında yazılmıştı, oraya bakınız. Sonra euzü besmele çekilerek Fatiha suresi okunur. Besmele Fatiha’dan bir ayettir, onu okumak da farzdır. Cemaatle veya tek başına kılınsın bütün namazlarda Fatiha’nın tamamını okumak farzdır. Akabinde bir süre veya uzun bir ayet ya da üç kısa ayet okunur.
Birinci rekatta okunan sûrenin ikinci rekatta okunan sûreden uzun olması ve Kur’an-ı Kerim’de sıra bakımından ondan önce olması sünnettir. Zamm-ı sûre sadece ilk iki rekatta okunur sonra eller kaldırılarak tekbir getirilir ve rükûya varılır. Rükûda sırt, boyun ve baş aynı hizada tutulur, dizler kırılmadan bacaklar düz tutulur. Dizler kavranırken parmaklar açık tutulur, üç kere “Sübhane rabbiyel azim ve bihamdihi” denir. Sonra yine eller kaldırılarak itidâl yapılır yani “Semiallahu limen hamideh” diyerek doğrulmaya başlanır, tam olarak doğrulunca “Rabbenâ lekel hamd” denir sonra eller kaldırılmadan tekbir getirilir ve secdeye varılır. Yedi uzvun üzerinde secde edilir. Bu uzuvlar şunlardır: alın, burun, iki diz, iki avucun içi ve iki ayağın parmaklarının içleridir. Önce dizler sonra eller sonra alın ve burun yere konur. Secdede üç defa “Subhane rabbiyel a‘lâ bihamdihi” denir. Sonra tekbir getirilerek baş secdeden kaldırılır ve tam oturulur. İki secde arasında üç kere “Rabbi’ğfirlî verhamnî” denir. Buna “el-cülûsu beyne’s-secdeteyn” yani iki secde arasındaki oturuş denir. Sonra ikinci kere aynı şekilde tekbir getirilerek secde edilir sonra tekbir getirilerek ikinci secdeden kalkılır az oturulur buna da “cülûsu’l-istirâha denir.” yani “istirahat oturuşu” denir. Böylece bir rekat bitmiş olur.
Sonra ayağa kalkılır, ikinci rekatta tekrar eûzü besmele çekilir Fatiha ve zamm-ı sûre okunur. Rükû, secde yapılır ve oturulur. Bu oturuşta birinci tahiyyat okunur ve sonrasında “Allahümme salli ala muhammed” e kadar salavat okunur. Geri kalan kısmı ise burada okunmaz.
Üçüncü rekata kalkarken eller kaldırılır, bu rekatta eûzü besmele çekilir sadece Fatiha okunur, başka sure okunmaz. Rükû ve secdeye gidilir ve dördüncü rekata kalkılır. Yine euzu besmele çekilir sadece Fatiha okunur rükû ve secdeye gidilir sonra oturulur. İkinci tahiyyat okunur peşinden Peygamberimiz’e (a.s.) salavat sonuna kadar okunur. Burada önemli bir ayrıntı vardır: Birinci teşehhüdde salavatı, yani “Allahümme salli alâ Muhammed”e kadar okumak sünnettir, geri kalan kısmı okumak mekruhtur, hatta bazı alimlere göre haramdır. İkinci teşehhüdde ise “Allahümme salli alâ Muhammed”e kadar okumak farzdır, devamını okumak yani “ve alâ âli Muhammed” ise sünnettir. Bu teşehhüdde “Allahümme salli alâ Muhammed” okunmazsa namaz batıl olur yani bozulur. Bundan sonraki duaları da okumak sünnettir.
Sonrasında namazdan çıkmak için kişi kalbinden niyet ederek önce sağa, sonra sola “es-Selamu aleykum ve rahmetullahi” diyerek selam verilir. Kişi selam verirken sağında ve solunda bulunan melek, cin ve insanlara kalbinden niyet eder. İmam cemaatine niyet eder, cemaat ise imamın selamını almaya niyet eder.
Bütün oturuşlarda sağ ayak dikilir, sol ayak yatırılarak üstünde oturulur. Bu oturuşa “iftiraş” denir. Sadece son oturuşta sağ ayak dikilir ve sol ayak sağ ayağın altından yandan çıkarılır. Bu oturuşa da “teverrük” denir.
Sabah namazının son rekatında rükûdan kalktıktan sonra eller kaldırılır, içleri semaya doğru açık vaziyette kunut duası okunur. Sünnet bahsinde geçtiği gibi “ve kinî şerri şerre mâ kadeyte” cümlesine gelince de eller ters çevrilir, bitince tekrar eski haline döndürülür. Elleri yüze sürmeden hemen secdeye gidilir. Kunut duası, unutarak veya bilerek terk edilirse sehiv secdesi yapmak gerekir.
Namaz bu şekil tamamladıktan sonra kişi namaz tesbihatlarını çeker ve şöyle der: اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالإِكْرَامِ "Allahümme ente's-Selâm ve minke's-Selâm tebârekte ya ze'l-Celâli ve'l-İkrâm". Sonra سبحانَ اللهِ ، والحمدُ للهِ ، ولا إله إلا اللهُ ، واللهُ أكبرُ "Sübhânallah ve’l-hamdü lillâh ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber" der. Akabinde 33 defa subhanallah, 33 defa elhamdülillah, 33 defa Allahu Ekber der. Sonra havaya doğru ellerini kaldırır ve bildiği duaları eder. Duadan sonra kalkar diğer kalan sünnetleri kılar.
5. BÖLÜM: BEŞ VAKİT NAMAZ
Beş Vakit Namaz ve Sünnetleri
Öncelikle şunu ifade edeyim ki, dini bilgisi zayıf olan birçok kişi “Kur’an-ı Kerim'de sabit olan sadece namazın farziyetidir, namazın beş vakit olduğu ifade edilmemiştir.” diye sık sık sorarlar. Bu sorunun cevabını Kur’an ayetleri vermektedir. Görebildiğim kadarıyla 6 kadar ayet açık açık işaret etmektedir: Hud suresi 114. Ayet, İsra suresi 78. Ayet, Taha 130. Ayet, Rum Suresi 17. ve 18. Ayet, Mümin Suresi 55. Ayet, Kehf Suresi 39. Ve 40. Ayetler. Kitabın uzamaması için sadece bir ayet zikredeceğim:
- فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ ﴿١٧﴾ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ ﴿١٨﴾
“O halde akşama erdiğinizde ve sabaha çıktığınızda Allah’ı tesbih edin! Göklerde ve yerde bütün hamdler yalnız Allah’a aittir. Günün sonuna doğru ve öğlene eriştiğiniz zaman da Allah’ı tesbih edin!” “Tespih edin.” sözü burada “Namaz kılın.” manasına gelmektedir. Namazı kastetmek üzere Kur’an’da birçok kelime kullanılmıştır.
Peygamberimiz’in (a.s.) yüzlerce hadisi vardır. Bir tanesini burada yazayım:
- أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ بِفِنَاءِ أَحَدِكُمْ نَهَرٌ يَجْرِي، يَغْتَسِلُ مِنْهُ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مَرَّاتٍ، مَا كَانَ يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ؟ قَالُوا: لَا شَيْءَ. قَالَ: فَإِنَّ الصَّلَوَاتِ تُذْهِبُ الذُّنُوبَ كَمَا يُذْهِبُ الْمَاءُ الدَّرَنَ.
“Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?” Sahâbîler: "O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz" dediler. Bunun üzerine Rasûlullah şöyle buyurdu: “Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder.”
Namaz, beş vakit olarak kılınır. Yalnızca hacda Arafat’ta öğle ve ikindi namazı, cemi takdim olarak öğle namazında kılınır. Akşam ve yatsı namazı ise yatsı namazı vaktinde cem-i tehir olarak kılınır. Bir de yolculuğa çıkarken cem yapılıp, iki namaz bir arada kılınabilir. Bunların haricinde namaz beş vakit olarak vaktinde kılınmalıdır.
Şimdi esas konumuza dönelim. Beş vakit namazın bir de bunlarla beraber sünnetleri vardır. Bunlara “revâtib sünnetler” denir. Bir kısmı, müekked sünnetlerdir. Peygamberimiz (a.s.) imkan dahilinde bu sünnetleri kılmayı terk etmemiştir. İkinci bir kısmı gayri müekked sünnetlerdir, Peygamberimiz (a.s.) nadir zamanlarda bunları kılmayı terk etmiştir. Biz de onun ümmeti olduğumuz için bu sünnetleri terk etmememiz lazımdır. Revâtib sünnetlerin sayısı toplam 22 rekattir. Bunlardan 12 rekatı müekked, 10 rekatı ise gayri müekked sünnetlerdir. Bu revâtib sünnetleri şöyle kılacağız:
Beş vakit namaz ve sünnetleri şöyledir:
- Sabah Namazı: 4 rekattir. Önce 2 rekat sünnet-i müekkede kılınır. Sonra 2 rekat farz kılınır. Farzdan sonra sünnet yoktur.
- Öğle Namazı: 12 rekattir. Önce 2 rekat sünnet-i müekkede kılınır. Sonra 2 rekat sünnet-i gayri müekkede kılınır. Sonra 4 rekat öğle namazının farzı kılınır. Sonra 2 rekat sünnet-i müekkede kılınır. Sonra 2 rekat sünnet-i gayri müekkede sünnet kılınır. Kişi isterse farzdan önceki sünnetleri ve farzdan sonraki sünnetleri 4 rekat olarak kılabilir. Fakat iki iki kılmak daha faziletlidir. Şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah rızası için, öğlenin ilk veya son sünnetini kılmaya.” Allahu ekber diyerek namaza başlanır. Niyet ederken müekkede veya gayr-i müekkede demeye gerek yoktur.
- İkindi Namazı: 8 rekattir. Farzdan önce 4 rekat sünnet-i gayri müekkede kılınır. Kişi isterse dördü birlikte kılabilir, isterse ayrı ayrı kılabilir. Yukarıda söylediğim gibi iki iki kılmak daha faziletlidir. Sonra 4 rekat ikindinin farzı kılınır. Sonrasında sünnet namazı yoktur.
- Akşam Namazı: 7 rekattir. Ezandan hemen sonra 2 rekat sünnet-i gayri müekkede kılınır. Sonrasında 3 rekat akşam namazının farz kılınır. Sonra 2 rekat sünnet-i müekkede kılınır.
- Yatsı Namazı: 11 rekattir. Önce 2 rekat sünnet-i gayri müekkede kılınır. Sonra 4 rekat yatsının farzı kılınır. Sonra 2 rekat sünnet-i müekkede kılınır. Sonra 3 rekat vitir namazı kılınır. Vitir namazı Hanefi mezhebinde vacip olup, terk edilirse kazası gerekir. Vitir namazı çok kuvvetli bir sünnet olduğu için mutlaka kılmak gerekir. Vitir namazı, yatsı namazının farz ve sünneti kılındıktan sonra kılınmalıdır. Eğer kişi uyuduktan sonra uyanamama endişesi taşıyorsa uyumadan önce vitir namazını kılmalıdır. Eğer kişi teheccüd namazı için kalkmayı düşünüyor ve kalkabileceğine dair kendine güveniyorsa teheccüd namazına uyandıktan sonra vitri kılabilir. Vitir namazının, en azı 1 rekattır, ortalaması 3 rekattır, en fazlası ise 11 rekattır. Önce iki iki kılınır, en son bir rekat olarak kılınır.
Buraya kadar saydığımız sünnet namazları, beş vakit namazlarla beraber olan sünnetlerdir. Şimdi de bazı müstakil sünnet namazlarını yazacağım.
Bazı Müstakil Sünnet Namazları
Bazı müstakil sünnet namazları vardır. Bunların bir kısmı cemaatle, bir kısmı da münferid (tek başına) kılınır. Tek kılınması gereken sünnet namazları şunlardır:
- Beş vakit namazlarla birlikte kıldığımız revâtib sünnetlerdir.
- Salâtü’d-duhâ (kuşluk) namazıdır. Bu namazın kılınma vakti, güneş doğduktan sonra yaklaşık 40-45 dakika sonra başlar, öğle namazının kerahet vaktine kadar devam eder. En az 2 rekat, en çok 12 rekat olarak kılınabilir, en faziletlisi ise 8 rekat olarak kılmaktır. Her 2 rekatta bir selam vermek iyidir.
- Tahiyyetü’l-mescid namazıdır. Cami hediyesi olarak camiye girdikten sonra iki rekat olarak kılınır. Kerahet vakti bile olsa kılınabilir.
- Evvâbin namazıdır. Kılınma vakti, akşam namazının farz ve sünnetinden sonradır. En azı 2, ortası 6, en çoğu 20 rekattır.
- Abdest namazıdır. Abdest aldıktan sonra 2 rekat olarak kılınır.
- İhram namazıdır. Hacca ve umreye giden kişinin ihrama girmeden önce iki rekat namaz kılması sünnettir.
- Kabe'yi tavaf eden kişinin Makam-ı İbrahim’e doğru kılması 2 rekât namaz kılması sünnettir.
- Teheccüd namazıdır. Yatsı namazını kıldıktan sonra biraz uyuyup uyandıktan sonra kalkıp kılınır. En azı 2, en fazlası 8 rekattır. Eğer kişi vitir namazını daha önce kılmamışsa, teheccüdden sonra kılması daha faziletlidir.
- Yolculuk namazı: Bir kimsenin yolculuğa niyet ettiği zaman evden çıkmadan önce iki rekat kılması sünnettir.
- Tövbe namazı: Bir kimse, bir günah işlediyse hemen günahından tövbe etmelidir. Bunun için de 2 rekat namaz kılıp Allah'a yalvarmalıdır.
- Yolculuktan eve dönmeden önce mescide uğrayıp namaz kılmak, hamamdan çıkmak, evlenmek veya normal zamanlarda tevbe maksadıyla iki rekat namaz kılmak sünnettir.
- Tespih namazı: Dört rekattır. Bu namazı gündüz kılarken 4 rekatta bir, gece kılarken 2 rekatta bir selam vermek daha faziletlidir. Mekruh vakitler dışındaki herhangi bir zamanda kılınabilir. Her rekatta toplam 75 defa سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْبَرُ "Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber” demek gerekir. Sonunda da وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ “Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm." cümlesini ilave etmek güzeldir.
Tesbih namazı şöyle kılınır:
Öncelikle “Niyet ettim Allah rızası için 2 yahut 4 rekat tespih namazını kılmaya.” diyerek niyet ettikten sonra Allahu Ekber diyerek namaza başlarız. Eûzü besmele çekmeden iftitah duasını yani “veccehtu” yu okuruz. Sonra 15 defa yukarıdaki zikri okuruz. Sonra eûzü besmele çekip Fatiha ve zamm-ı sûreyi okuruz. Sonra 10 defa yukarıdaki zikri okuruz ve rüküya gideriz. Rükûda da aynı zikri 10 defa okuruz. Sonra rükûdan kalkınca yani, itidâlde yani ayakta 10 defa bu zikri okuruz. Sonra secdeye varırız orada da 10 defa okuruz. Sonra secdeden kalkar, iki secde arasında da 10 defa okuruz. Sonra ikinci secdeye varır orada da 10 defa okuruz. Sonra celse-i istirâhada bir şey okumadan ayağa kalkarız. Böylece bir rekatta 75 defa bu zikri okumuş oluruz. Toplamda 4 rekatlık namazın tamamında 300 defa bu zikri okumuş oluruz. Başka şekilde de kılınabilir fakat bu şekil, tespih namazını kılmanın en güzel şeklidir. Peygamberimiz (a.s.) amcası Hz. Abbas’a (r.a.) tesbih namazını kılmayı şöyle tavsiye etmiştir:“Ey amcacığım! Gücün yeterse bu namazı her gün kıl. Buna güç yetiremezsen haftada bir, ona da güç yetiremezsen ayda bir, buna da güç yetiremezsen yılda bir kıl. Buna da güç yetiremezsen hiç değilse ömründe bir kez kıl.”
13. İstihâre namazı
İstihare namazı, bir iş hakkında Allah’tan hayırlısını istemek amacıyla kılınan iki rekatlık bir namazdır. Şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah rızası için iki rekat istihâre namazı kılmaya.” Sonra namaza “Allahu Ekber” diyerek başlanır. Birinci rekatta iftitah duası (veccehtu) okunur, ardından eûzü besmele çekilir ve Fatiha Suresi ile bir zamm-ı sûre okunur. Daha sonra rükûya gidilir, ardından doğrulup secde yapılır. Aynı şekilde ikinci rekat tamamlanır. Namaz bittikten sonra Peygamber Efendimiz’in (a.s.) tavsiye ettiği şu istihâre duası okunur:
İstihâre Duası:
- اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلَا أَقْدِرُ، وَتَعْلَمُ وَلَا أَعْلَمُ، وَأَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ. اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الْأَمْرَ خَيْرٌ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي، أَوْ قَالَ عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ، فَاقْدُرْهُ لِي وَيَسِّرْهُ لِي ثُمَّ بَارِكْ لِي فِيهِ، وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الْأَمْرَ شَرٌّ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي، أَوْ قَالَ فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ، فَاصْرِفْهُ عَنِّي وَاصْرِفْنِي عَنْهُ، وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنِي.
Türkçe Okunuşu:
Allahümme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bi-kudretike ve es’eluke min fadlike’l-azîm. Feinneke takdiru velâ akdiru, ve ta’lemu velâ a’lemu, ve ente allâmü’l-ğuyûb. Allahümme in kunte ta’lemu enne hâzâ’l-emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emrî ev kâle âcilî emrî ve âcilih, fakdirhû lî ve yessirhû lî, summe bârik lî fîh. Ve in kunte ta’lemu enne hâzâ’l-emre şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emrî ev kâle fî âcilî emrî ve âcilih, fasrifhu annî vasrifnî anhû, vakdir lîye’l-hayre haysü kâne summe ardınî.
Türkçe Anlamı:
“Allah’ım! Senin ilmine sığınıyorum, kudretinle güç istiyorum, senin yüce fazlından niyaz ediyorum. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter, benim yetmez. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen gaybı en iyi bilensin.
Allah’ım! Bu işin benim dinim, hayatım ve sonum için hayırlı olduğunu biliyorsan, onu benim için takdir et, kolaylaştır ve benim için mübarek kıl. Eğer bu işin benim dinim, hayatım ve sonum için kötü olduğunu biliyorsan, onu benden uzaklaştır ve beni de ondan uzaklaştır. Hayır olanı benim için takdir et ve beni ona razı kıl.”
Kişi bu duayı yaptıktan sonra kalbi neye meylederse onu yapar. Namazı kıldıktan ve bu duayı yaptıktan sonra kişi abdestli bir şekilde kıbleye doğru uyur. İnşallah hayırlı olan neyse kalbine doğar. Bu duayı birkaç defa tekrarlarsa güzel olur.
14. Hacet namazı:
Meşru bir ihtiyacı olan kişinin ihtiyacının karşılanması için kıldığı nafile bir namazdır. Hacet namazı iki veya dört rekat olarak kılınabilir. Peygamberimiz (a.s.) bu hususta şöyle buyurmuştur: “Allah’tan veya bir insandan bir ihtiyacı olan kişi güzelce abdest alıp iki rekat namaz kılsın. Sonra Allah’a hamdü senâda bulunsun. Peygamber’e salâtü selâm getirsin. Ondan sonra da hâcet duasını okusun.”
Hâcet Duası:
- لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْحَلٖيمُ الْكَرٖيمُ سُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظٖيمِ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالْغَنٖيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ لَا تَدَعْ لٖي ذَنْبًا إِلَّا غَفَرْتَهُ وَلَا هَمًّا إِلَّا فَرَّجْتَهُ وَلَا حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضاً إِلَّا قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمٖينَ.
Türkçe Okunuşu:
Lâ ilâhe illallâhu’l-halîmu’l-kerîm. Sübhânallâhi Rabbi’l-arşi’l-azîm. Elhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Es’elüke mûcibâti rahmetike ve azâime mağfiretike ve’l-ganîmete min kulli birrin ve’s-selâmete min kulli ism. Lâ ted’a lî zenben illâ ğafartehu ve lâ hemmen illâ ferrahtehu ve lâ hâceten hiye leke rıdan illâ kadaytehâ yâ erhame’r-râhimîn.
Türkçe Anlamı
"Halîm ve Kerîm olan Allah’tan başka ilah yoktur. Büyük arşın Rabbi olan Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.Senden rahmetinin vesilelerini, mağfiretinin kesinliklerini, her türlü iyiliği kazandıracak şeyleri ve her türlü günahtan selamette olmayı istiyorum.Allah’ım, bende bağışlamadığın bir günah bırakma, ferahlatmadığın bir dert bırakma ve rızana uygun olan herhangi bir ihtiyacımı karşılamadan bırakma! Ey merhametlilerin en merhametlisi!"
Tek Başına veya Cemaatle Kılınabilen Sünnet Namazları
Başta da ifade ettiğim gibi sünnet namazları iki kısımdır. Bir kısmı tek kılınır, diğer kısmı ise hem tek (münferid) hem de cemaatle kılınabilir. Hatta bu namazları cemaatle kılmak daha sevaptır.
- Teravih namazı: Ramazan-ı Şerif’te yatsı namazından sonra cemaatle kılınan 20 rekatlık bir namazdır.
- Vitir namazı: Ramazan-ı Şerif’te teravih namazlarından sonra cemaatle kılınan bir namazdır. Bu iki namaz tek başına da kılınabilir, ancak cemaatle ve ikişer rekat halinde kılmak daha faziletlidir.
- İki bayram namazları: Cemaatle kılınabildiği gibi tek başına da kılınabilir. İleride daha geniş şekilde bilgi vereceğim.
- Küsuf namazı: Güneş tutulduğu için kılınan iki rekatlık namazdır.
- Hüsuf namazı: Ay tutulduğu için kılınan iki rekatlık namazdır. Küsuf ve hüsuf namazları, cemaatle de tek başına da kılınabilir. Küsuf namazını kılmak sünnet-i müekkededir. Küsuf ve Husuf namazı cemaatle kılınabileceği gibi tek başına da kılınabilir. Küsuf ve hüsuf namazının meşrûiyeti, ayet, hadis ve icma ile sabittir. Allah (c.c.) وَمِنْ اٰيَاتِهِ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُۜ لَا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ “Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun âyetlerindendir. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin!” buyurmuştur.
- Güneş tutulması olduğu gün Peygamberimizin oğlu İbrahim’in vefat edince, insanlar İbrahim’in ölümünden dolayı güneşin tutulduğunu zannetmişler ve bu şekilde söylenti yayılmaya başlayınca Peygamber Efendimiz (a.s.) bu konuya şöyle açıklık getirmiştir: إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ، لاَ يَنْخَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ، فَإِذَا رَأَيْتُمُوهُمَا فَصَلُّوا وَادْعُوا اللَّهَ "Güneş ve ay Allah’ın ayetlerinden iki ayettir. Onlar bir kimsenin ölümü veya hayatı sebebiyle tutulmaz. Onları gördüğünüzde hemen namaz kılın ve Allah’a dua edin."
- Yağmur Namazı (İstiska): Yağmur yağmadığı veya yağmurun az yağdığı zamanlarda, imam cemaati toplar, birlikte iki rekat namaz kılarlar, ardından yağmurun yağması için dua ederler.
6. BÖLÜM: CEMAATLE NAMAZ
Cemaatle Namaz Kılmanın Önemi
Başta şunu belirteyim ki, farz namazlar iki kısımdır: Biri farz-ı ayndır, ikincisi farz-ı kifâye dir. Farz-ı ayn, herkesin bizzat kendisinin yapması gereken ibadetlerdir. Başkasının o namazı kılması, onu sorumluluktan kurtarmaz. Beş vakit namaz, cuma namazı gibi namazları herkesin kılması lazımdır. İkincisi ise farz-ı kifâye namazlardır. Farz-ı kifâye, başkası kıldığı zaman kendisinin sorumluluktan kurtulduğu ibadetlerdir. Mesela cenaze namazı, beş vakit namazların cemaatle kılınması gibi. Şayet bir mahallede veya köyde bir cenaze olsa bir kısım insanlar onun namazını kılsalar, bütün mahalledeki veya köydeki insanların üzerinden vebal kalkar. Şayet kimse o cenazenin namazını kılmazsa bütün mahalle veya köy halkı günahkar olurlar. Beş vakit namazın camide kılınması da böyledir. Mahallede veya köyde kimse camiye gitmese, namazları camide cemaatle kılmasalar hepsi günahkar olurlar. Bir kısım insanlar bu görevi yaparlarsa, yani camiye giderlerse diğerleri bu vebalden kurtulurlar ama cemaat sevabından mahrum kalırlar. Dikkat edelim bu büyük sevaptan geri kalmayalım.
Namazı cemaatle kılmak, bu ümmetin hususiyetlerinden biridir. İlk defa cemaatle namaz kılan kişi, Peygamber Efendimiz’dir. (a.s.). En sahih görüşe göre, namazları cemaatle kılmak farz-ı kifâyedir. Bazı alimlere göre ise sünnet-i müekkededir; yani terk edilmemesi gereken bir sünnettir. Hanbeli mezhebine göre ise farz-ı ayndır. Bu görüşleri dikkate alarak düşünelim, cemaati kaçırmamaya son derece dikkat edelim. Çünkü cemaatle kılınan namazın sevabı, yalnız başına kılınan namazın sevabından daha çoktur. Peygamber Efendimiz (a.s.), "صَلَاةُ الْجَمَاعَةِ أَفْضَلُ مِنْ صَلَاةِ الْفَذِّ بِسَبْعٍ وعشرين درجة" “Camide cemaatle kılınan namazın sevabı, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha fazladır.” diye buyurmuştur. Bir rivayete göre yirmi beş derece daha fazladır.
Camide cemaatle kılınan namazın sevabı da, başka yerde cemaatla kılınan namazdan daha fazladır. Peygamber Efendimiz (a.s.): "Gece karanlıklarında camilere giden kimselerin, kıyamet günü tam bir nura kavuşacaklarını müjdeleyin." buyurmuştur. Başka bir hadis-i şerifte ise "Köyde veya çölde üç kişi olduğu halde cemaatle namaz kılınmıyorsa, şeytan onlara üstün gelmiş demektir. Öyleyse cemaate devam edin; çünkü kurt, sürüden ayrılan koyunu yer." buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (a.s.), başka bir hadiste de cemaati terk edenlere karşı şöyle bir uyarıda bulunmuştur: "Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki zaman zaman içimden öyle geçiyor ki, insanlara bir yığın odun toplamayı emredeyim, ardından ezan okutup, halktan birini imam tayin edeyim ve namaza gelmeyenlerin evlerini, onları içinde bulduğum halde yakayım." Bu hadis-i şeriflerde görülüyor ki, namazlarımızı mutlaka cemaatle camide kılmalıyız. Bunlar gibi namazları cemaatle camide kılmaya teşvik eden yüzlerce hadis vardır.
İmamlığın Şartları
Cemaate namaz kıldıran kişiye “imam”, imama uyan kişilere ise “muktedî” veya “me'mûm” denir. İmamlığın şartları şunlardır:
- Müslüman olmak. Gayrimüslim biri imamlık yapamaz.
- Mümeyyiz olmak. Kendi başına tahâretlenebilme, sağını solunu ayırt edebilme çağına ermiş olmak. Hanefî mezhebine göre ise böyle bir çocuk, nafile veya farz hiçbir namazda imamlık yapamaz.
- Akıllı olmak. Delinin imamlığı geçersizdir.
- Erkek olmak. Eğer cemaatin hepsi erkek ya da bir kısmı kadınsa, böyle bir cemaate kadının imamlık yapması caiz değildir. Ancak cemaatin hepsi kadınsa, o zaman bir kadının onlara imamlık yapması caiz olur. Kadınlara imam olan kadın, diğer kadınların ortasında durur; erkek imam gibi öne geçmez.
- Kıraat bilmek. İmamın Kur'an-ı Kerim okuyabilecek kadar kıraat bilgisine sahip olması gerekir. Cemaatteki kişiler Kur'an okumayı biliyor, ancak imam bilmiyorsa, böyle bir imama uyulamaz.
- Sağlıklı olması. İmamın namazını iade etmemiş olması gerekir. Mesela, şiddetli soğuk nedeniyle teyemmüm alan bir kimse namazını iade edeceğinden böyle bir imamın arkasında, sağlam bir insanın namaz kılması caiz değildir.
- İmamın başka bir imamın peşinde namaz kılmıyor olması gerekir. Yani bir imam, başka bir imama uymuşsa, onun arkasında namaz kılmak sahih olmaz. Ancak kıraatı düzgün birinin, imam selam verdikten sonra, onun bir veya iki rekatı kılmışsa ona uyulması caizdir.
- İmamın cemaatten ileride durması. Yalnız Kâbe’de namaz kılan kimse, bu hükmün dışında tutulmuştur.
- İmamın peltek olmaması. İmamın, kıraat esnasında dilinin başka bir harfe kaymaması gerekir. Çünkü bazı harflerin mahreç yerleri birbirine yakındır.
- İmamın, hadesten (abdestsizlik) ve necasetten (pislik) temiz olması. Bir imamın abdestsiz olduğu bilinirse onun arkasında namaz kılmak caiz olmaz. Mesela, ezan okunuyor, sen de camiye gidiyorsun imam efendi ile hanımını el ele tutuşmuş bir halde görüyorsun. İmam, abdestini tazelemeden namaza başlarsa onun arkasına kılınan namaz caiz değildir. Çünkü Şâfiî mezhebine göre o imam, abdestsizdir, çünkü hanımına eline değmiştir. Fakat imamla hanımı beraber camiye gelmişler ve elleri birbirine tutmamış olursa, o zaman zann-ı galip ile hareket edilir ve birbirlerine dokunmadığı düşünülür. Bu durumda imamın arkasında cemaatle namaz kılınabilir.
- İmam ve cemaatin kıble konusunda kanaatleri ayrı ayrı cihetlere olmamalıdır. İmam bir yöne doğru, cemaat başka bir yöne doğru kıbleyi doğru kabul ediyorsa, bu durumda imama uymak caiz olmaz.
Cemaatin İmama Uyabilmesinin Şartları
İmama uyulabilmek için gerekli bazı şartlar vardır:
- İmama uyma niyetini getirmek. Yani "Niyet ettim Allah rızası için öğle namazının farzını kılmaya, uydum hazır olan imama" Allahu ekber diyerek niyet etmesi gerekir.
- İmama uyanın imamı ya da ona uyan birini görmesi, yahut imamın veya mübelliğin (imamın söylediklerini yüksek sesle tekrar eden kişinin) sesini işitmekle hareketlerini bilmesi gerekir.
- İmam ve cemaatin bir yerde olması. İmamın bir yerde, cemaatin ise caminin alt katı ya da üst katında olmasının zararı yoktur, önemli olan sesin cemaate ulaşmasıdır.
- Me’mûmun yani cemaatin, imamın önüne geçmemesi. Ayakta iken, cemaatin topuklarının imamın topuklarının önüne geçmemesi gerekir. Ancak, cemaatten birinin parmakları daha uzun olur ve imamın önüne geçerse zararı yoktur. Önemli olan, topukların imamın topuklarının önünde olmamasıdır.
- İmam ile cemaatin kıldıkları namazların düzen ve şekilleri birbirine uymalıdır. Mesela, imam öğle namazı için niyet eder, cemaat ise ay tutulması veya cenaze namazına niyet ederse caiz olmaz.
- Fahiş bir muhalefetin olmaması yani, cemaatin imamın hareketlerine uygun hareket etmesi gerekir. Mesela, imam tilavet secdesi yapıyorsa, cemaat de yapmalı; yapmıyorsa cemaat de yapmamalıdır. İmam ile cemaat arasında küçük bir muhalefet olursa örneğin, imam celse-i istirâha yapar, cemaat yapmazsa yahut aksi olursa bunun namaza bir zararı yoktur.
- Me’mûmun yani cemaatin tekbiretü’l-ihramının, imamın tekbiretü’l-ihramından sonra olması lazımdır. Eğer cemaatten biri, imamdan önce iftitah tekbiri alırsa namaz geçerli olmaz.
- Me’mûnun, imamın birbirini takip eden iki rükn-ü fiiliyle geçmemesi. Mesela, me’mûm her iki secdesini yapıp kalktığı halde, imam hala celse-i istirâha da olursa me’mûmun namazı bozulur.
- Me’mûmun itikadına göre imamın namazının sahih olması gerekir.
- Me’mûmun haram olduğunu bildiği halde özürsüz olarak iki rükn-i fiiliyle imamdan geri kalmaması. Ancak, haram olduğunu bilmediği için iki rükn-i fiiliyle imamdan geri kalırsa veya sehiv secdesi yaparsa namazı bozulmaz.
* Bir Hanefî imam, Şâfiî bir cemaate imamlık yapabilir, aynı şekilde bir Şâfiî imam da Hanefi mezhebinden bir cemaate imamlık yapabilir. Aynı şekilde dört mezhep müntesipleri birbirine cemaat ve imam olabilir.
Cemaate Mesbûk Meselesi
Mesbûk, herhangi bir rekatta Fatiha’yı okuyabilecek kadar bir zaman imamla beraber ayakta bulunmayan kimseye denir. Böyle bir kimse rükûdan önce imama yetişirse Fatiha'dan okuyabildiği miktarı okur, imam rükûya inince o da rükûya iner, Fatiha’dan kalan kısmı okuması gerekmez. Şayet rükûda imama yetişirse yine o rekata yetişmiş sayılır, Fatiha’yı hiç okuyamamış olmasının mahzuru yoktur. İtidâlde ya da daha sonra imama yetişirse o rekatı kaçırmış sayılır. Bundan sonra imama uyarak onun yaptığı gibi yapar, imamın selamından önce kalkar, bir rekât daha kılar böylece namazını tamamlamış olur.
İmamı rükûda gören kimse önce iftitah yani, namazın başlangıç tekbirini alır. Sonra da rükû için tekbir alarak hemen rükûya gider. Burada önemli bir nokta vardır çoğu insan yanlış yapmaktadır ki o da şudur: Başlangıç tekbiri tam ayaktayken alınır çünkü bu tekbir farzdır. Sonra ikinci bir tekbir alır ki, bu tekbir sünnettir. Kişi, rükûya varıp imamla beraber “Sübhanallah” diyecek kadar rükûda imamı yakalarsa Fatiha'yı okumadığı halde o rekatı tam sayılır. Son oturuşta imama yetişen kimse iftitah tekbirini alıp hemen namaza oturur, imam selam verdikten sonra kalkar, tam olarak namazını baştan kılar. Yani tek başına kıldığı gibi namazını kılar. Çünkü rükûdan sonra imama yetişen kimsenin o rekatı sayılmaz, fakat o kişi cemaat sevabını alır.
Mesbûk, namazının bir kısmını kaçırıp da imamla birlikte kılamazsa, imamla birlikte kıldığı son kısım namazın ilki/evveli sayılır. Mesela, sabah namazında cemaatin ikinci rekatına yetişen kimse imamla beraber kunutu okur ve imamın selamından sonra kalkar Fatiha’yı okur rükûya gider sonra kalkar ve daha önce kunut okuduğu halde tekrar kunut okur. Çünkü kunut yeri ikinci rekatın kıyamıdır, birinci okuduğu kunut ise imama muhalefet etmemek için okunmuştur.
Akşam namazının son rekatının rükûundan önce imama yetişen kimse, o rekâta yetişmiş sayılır. Bu kişi imamla beraber teşehhüdü okur, imamın selamından sonra kalkar Fatiha’yı ve zamm-ı sûreyi okur, rükû ve secdeleri yapar. Teşehhüde gelince onu tekrar okur, çünkü kendisi için ilk teşehhüdün yeri burasıdır. Tekrar üçüncü rekata kalkar, Fatiha’yı okur, rükû ve secdeleri yapar, son teşehhüdü okur ve selam verir.
Camilerle İlgili Hükümler ve Cami Adabı
Allah’a ibadet etmek için inşa edilen cami ve mescidlerimiz mukaddes yerler olduklarından her müslümanın oraların adabına riayet etmesi ve oralara hürmet etmesi gerekir. Camiye girerken önce sağ ayakla, camiden çıkarken önce sol ayakla adım atılır. Cünüp olan kimsenin camiye girmesi haramdır. Abdestsiz kişinin camide durması ise caizdir. Camiye girerken, eûzü besmele, hamd ve Peygamberimiz’e (a.s.) salâtü selam, kendisine Allah'tan mağfiret ve rahmet dilemesi gerekir. Camiden çıkarken de aynısını okur sadece rahmet yerine Allah’tan fazileti ister.
Müslüman olmayanın, Müslümanlardan izin almadan camiye girmesi caiz değildir. Camiyi kirletmesi endişesi sebebiyle küçük çocuğun, sarhoşun, delinin ve hayvanların camiye girmesi caiz değildir. Sarımsak, soğan, pırasa benzeri kötü kokulu şeyleri yemiş kimsenin de kokuları gidene kadar cami girmesi mekruhtur. Camide tartışmak, kaybolan eşyayı bulmak için camide ilan etmek, alışveriş yapmak mekruhtur.
Camiye girerken itikâf niyeti getirilmelidir. İki rekat tahiyyetü’l-mescid namazı kılmadan oturulmamalıdır. Ezan okunduğu zaman önemli bir işi yoksa namaz kılmadan camiden çıkılmamalıdır. Yolculuktan dönen kimsenin önce camiye gidip iki rekat namaz kılması sünnettir. Cami inşa ve tamir etmek, camiyi süpürmek, koruyup gözetmek sünnettir. Camiyi ve içindeki eşyaları korumak niyetiyle namaz vakitleri dışında da camiyi kilitlemenin bir zararı yoktur. Camiye ve cemaate saygılı olmalıyız.
7. BÖLÜM: CUMA NAMAZI
Cuma Namazının Hükümleri
Cuma namazı müstakil bir namaz olup öğle namazının kısaltılmışı değildir. Cuma namazı vücub şartlarına haiz olan her müslümana farz-ı ayndır, namazın en faziletlisidir. Cuma namazının farziyeti kitap, sünnet, icma-ı ümmet ile sabittir. Cuma namazının farziyetini inkar eden kafir olur. Cuma namazı bu ümmete mahsus bir ibadettir, Mekke-i Mükerreme'de farz kılındı idiyse de Müslümanlar orada zayıf ve az olduklarından dolayı ancak hicretten sonra kılınabildi. İlk cuma namazı kıldıran kişi Medine-i Münevvere’ye yakın bir yer olan Nakiü’l-Hâdimât adlı köyde Es‘ad b. Zürâre’dir. Cuma namazın farz oluşuyla ilgili Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَؕ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ.
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.”
Peygamber Efendimiz (a.s.) رَوَاحُ الْجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ “Cuma namazına gitmek, ergenlik çağına ulaşmış her muslumana farzdır.” buyurmuştur. Başka bir hadis-i şerifte de cuma namazı, âzâd edilmemiş köle, kadın, çocuk ve hasta hariç her Müslümanın yerine getirmesi gereken bir vazife olduğu ifade edilmiştir. Peygamber Efendimiz (a.s.) başka bir hadis-i şerifte de "مَنْ تركَ ثلاث جُمَعٍ تهاوناً بها، طَبَعَ الله على قَلْبِهِ" “Bir kimse küçümseyerek/önemsiz görerek arka arkaya üç defa Cuma namazını terk ederse Allah o kimsenin kalbini mühürler.” buyurmuştur. Başka bir hadiste de "Cuma namazını terk eden birtakım insanlar ya bu davranışlarına son verirler ya da Allah onların kalplerini mühürler de onlar mutlaka gafillerden olurlar."
Ahmed b. Hanbel’e göre Cuma günü bütün günlerin en şereflisidir. Çünkü müminlerin haftalık bayramıdır. Cuma namazının farz kılınmasının birçok hikmeti vardır. Bunların en önemlilerinden biri, aynı şehirde yaşayan Müslümanların haftada bir kez bir araya gelip birlik ve beraberliklerini sağlaması, aralarındaki bağı güçlendirip ülfet oluşturmasıdır. Bu müslümanlar haftada bir aynı nasihate kulak verirler, bir hafta boyunca ortaya çıkan yeni meseleler hakkında bilgi sahibi olurlar, birbirlerinin sıkıntılarını giderirler. Benzeri durum hac için de geçerlidir. Aynı mahallede veyahut aynı köyde oturan Müslümanlar beş vakit namaz sayesinde bir araya geldiği gibi, dünya Müslümanları da hac ibadeti sayesinde yılda bir kez bir araya gelirler. Cenâb-ı Allah bu ibadetleri boşuna farz kılmamıştır, Allah'ın bütün emir ve yasakları bir hikmete dayanır.
Cuma Namazının Vücub Şartları
Cuma namazı herkesçe malum olduğu gibi iki rekattir. Cuma namazı vakit namazı gibi herkese farz değildir. Ancak bâliğ, akıllı, erkek, hür, mukim (yolcu olmayan) ve sıhhatli olan kimselere farzdır. Bu namaz, çocuk, deli, kadın, köle, esir, yolcu ve hasta olanlara farz değildir. Bu kişiler cuma günü öğle namazını kılarlar. Şayet bunlar da camiye geldilerse öğleyi kılmazlar, cumayı kılarlar ve cumaları geçerli olur.
Cuma Namazının Sıhhat Şartları
Cuma namazının sıhhat şartları altıdır. Bunlardan biri eksikse cuma olmaz, yerine öğle namazı kılınır. Cuma namazının sahih yani geçerli olması için diğer namazların sıhhat şartlarının yanında aşağıdaki şartların da bulunması gerekir:
- Öğle vaktinde eda edilmesi. Vakit dar olup, cuma namazıyla ondan önce okunması gereken iki hutbeye yetecek kadar vakit kalmamışsa, öğle namazı farz olup cuma kılınmaz.
- Cuma namazının şehir, kasaba yahut köyde meskûn bir alanda kılınması. Meskûn alan dışında kalan arazi, çöl ve bahçe gibi yerlerde cuma namazı kılınmaz. Devamlı çadırda yaşayanların çadırları sahasında da namaz cuma namazı kılınmaz.
- Cuma namazının kılınabilmesi için bir yerde Müslüman, akıllı, bâliğ, hür, erkek, mukim (yolcu olmayan) olan en az kırk kişinin bulunması gerekir. Bu itibarla bir köyde bu şartlar taşıyan kırk erkek yoksa onlara cuma namazı farz değildir ve orada cuma namazı kılınmaz. Bu şartlardan birini taşımayan, mesela mukim olmayan, dışarıdan gelen yüzlerce yolcu kişi bir camide toplansa bile cuma namazı kılınamaz, yerine öğlen namazı kılınır.
- Cuma namazı kılınan yerde başka bir Cuma’nın tekbiretü’l-ihramının (yani, namaza giriş tekbirinin) onun tekbirinden önce alınmaması gerekir. Yani ihtiyaç olmadan Cuma’nın birkaç farklı yerde kılınması durumunda, hangisi önce tekbir getirirse onun namazı geçerlidir, diğerlerininki geçerli değildir. Eğer ihtiyaçtan dolayı birkaç yerde Cuma kılıyorlarsa hepsinin cuması geçerlidir. Yine de öğle namazını iade etmek müstehaptır. Eğer bir köyde 40-50 kişi varsa hepsinin kıraatleri yani Fatiha ve teşehhüdleri doğru ise öğle namazını iade etmek gerekmez.
- Cuma namazına geç kalıp ancak ikinci rekata yetişen kimse cumaya yetişmiş sayılır. Fakat ikinci rekatın rükûundan sonra mesela teşehhüdde imama yetişen kimse her iki rekatı da kaçırmış olur. Böyle bir kimse imam selam verince kalkıp dört rekatlık öğle namazını tamamlar. Yani başlarken Cuma’nın niyetini getirir fakat imamın selamından sonra öğle niyetiyle namazını kılar.
Bu konuda bir darb-ı mesel olmuştur. Yani başta cuma namazının niyetini getirmiş ama cumayı kılmamış, imamın selamından sonra öğleyi kılmış ama öğle niyetini getirmemiştir. Bu kişinin durumu şöyle olmuştur: نويت ما صليت صليت ما نويت “Cumaya niyet ettim ama Cuma’yı kılmadım. Öğleyi kıldım ama öğleye niyet etmemiştim.” Yani bu şekilde kılmak caizdir.
6. Cuma namazından önce iki hutbe okumak gerekir. Rivayet edilmiştir ki, Rasûlullah (a.s.) Cuma günü iki hutbe okur, aralarında da bir süre otururdu. Bir köyde cuma günü imsaktan sonra cuma namazı kılma şartlarına haiz olan bir kimsenin sefere (yolculuğa) çıkması haramdır, günahtır. Şayet bu kişinin gideceği yolda, cuma kılacağı bir yer varsa ve orada kılarsa o zaman haram değildir. Bir köyde kırk kişi varsa biri sefere gittiği zaman sayı düşer ve insanlar -sayı düştüğü için- Cuma namazı kılamazlarsa onun gitmesi yine haram olur. Ama mecbursa ve bir zaruret sebebiyle gidiyorsa bir zararı yoktur. Yine kendisine Cuma namazı farz olan bir kimsenin Cuma namazının iç ezanının başlamasıyla beraber her çeşit dünyevi işlerle meşgul olması haramdır.
Hutbenin Rükünleri
İslam bilginleri namazdan önce hutbe okunmasının cuma namazının sıhhat şartları olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir. Hutbenin rükünleri ise beş tanedir:
- Her iki hutbede de hutbeye başlarken Allah'a hamd etmek, yani “Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin.” demek.
- Her iki hutbede de Peygamber Efendimiz’e (a.s.) salavat okumak, yani “Allahümme Salli ‘alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed” demek.
- Her iki hutbede de aynı lafızla olmasa da takva tavsiyesinde bulunmak. Mesela “Ûsîkum bi-takvallâhi” (Size takvayı tavsiye ediyorum.) demek veya “İttekullah” (Allah’tan korkun.) demek.
- Hutbelerin birinde Kur’an-ı Kerim'den bir ayet okumak. Bu ayeti hutbenin birincisinde okumak daha faziletlidir.
- Özellikle ikinci hutbede mümin erkek ve kadınlara dua etmek. Örneğin “Allahümme’ğfir li’l-mü’minine ve’l-mü’minât” (Allah’ım! Mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla.” demek lazımdır.
Hutbenin Şartları
Cuma hutbesi için gerekli olan şartlar şunlardır:
1. Her iki hutbe namazdan önce okunmalıdır. Hutbe, namazdan sonra okunursa geçersiz olur.
- Hatip hutbeyi okurken ara verip başka bir işle meşgul olmamalıdır.
- Hatip her iki hutbenin rükünlerini Arap dili ile yerine getirmelidir.
- Hatip, her iki hutbeyi Cuma vaktinde okunmalıdır. Cuma vaktinin öncesinde okunması caiz olmaz.
- Hatip hutbe rükünlerini Cuma namazının kendileriyle gerçekleştiği kırk kişilik cemaate duyuracak kadar yüksek bir sesle okumalıdır.
- Hutbe ile namaz arasında fasıla (ara) konulmamalıdır. İki hutbenin rükûnleriyle iki hutbe ve cuma namazı arasına fasıla koymayıp peş peşe yapmak şarttır.
- Hatip her iki hades (yani abdestsizlik ve cünüplük)tan korunmuş olmalı, yani abdestli olmalıdır.
- Hatibin avret mahalli örtülü olmalıdır.
- Hatip yapabildiği takdirde hutbeyi ayakta okumalıdır.
- Hatip her iki hutbe arasında bir miktar oturmalıdır.
- Hutbeyi dinleyen kırk kişi hükmen de olsa işitebilecek durumda olmalıdır.
- Hutbeler cuma namazı kılmanın sahih olduğu bir yerde okunmalıdır.
- Hatip, halka imamlık yapması sahih olan biri olmalıdır.
- Hatip erkek olmalıdır. Kadın hutbe okuyamaz.
- Hatip ilim ehli biri olmalı, hutbedeki rükünlerin rükün, sünnetlerin sünnet olduğuna inanmalıdır.
Hutbenin Sünnetleri
- Hutbenin rükünleri arasındaki tertibe (sıraya) uymak. Hutbeye önce hamd ile başlamak, sonra Peygamberimiz’e (a.s.) salâtü selam okumak, sonra cemaate takva tavsiyesinde bulunmak, sonra bir ayet okumaktır.
- Hatibin sesini işitenlerin hutbeyi dinlemesi ve hiç konuşmaması lazımdır.
- Hatibin minber gibi yüksek yerde hutbeyi okuması.
- Hatibin minbere çıkınca cemaate selam vermesi, sonra oturması.
- Hutbenin anlaşılır, düzgün ve kısa olması.
- Hatibin hutbe okurken sağa sola dönmemesi. Sağ elini minberin kenarı üzerine koyması ve her iki hutbe arasındaki oturuşta ihlas sûresini okuması.
- Hutbeyi okuyan hatibin Cuma namazını kıldırması. Bu husûs, Cuma’nın şartlarından değil, sünnetlerindendir.
- Hutbe okunurken de olsa camiye giren kişinin tahiyyetü’l-mescid namazını kılması sünnettir.
- Hutbenin mekruhları ise sünnetlerinin terk edilmesiyle olur.
Cuma Günü Yapılması Gereken Şeyler
- Cuma namazından önce tırnakları kesip, bıyıkları kısaltmak, koltuk altındaki kılları ve bedendeki diğer tüyleri temizleyip gusletmek.
- Güzel kokular sürünmek, üst-başı düzelterek camiye gitmek.
- Cuma günü ve gecesi Kehf Suresi okumak.
- Cuma’ya erken saatlerde gidip, camiye girerken iki rekat tahiyyetü’l-mescid namazını kılmak ve camide ön tarafa oturmak.
- Bol bol Peygamberimiz’e (a.s.) salâtü selam getirmek ve çok dua etmek.
- Temiz ve yeni elbiseler giymek. En faziletlisi ise beyaz elbiseler giymektir.
- Cuma günü çok sadaka vermek.
Cuma Namazının Kılınış Şekli
Cuma namazından evvel dört rekat nafile namaz kılınır. Bu dört rekat namazın ikisi sünnet-i müekkede, ikisi gayr-i müekkededir. İsteyen bu dört rekatlık namazı tek bir tekbirle kılabilir. İsteyen de ikişer ikişer kılabilir, böyle kılmak daha faziletlidir. Ondan sonra iki rekat Cuma namazının farzını imamla beraber kılarız. Cuma’dan sonra yine öncesindeki gibi dört rekat nafile kılarız. Dilersek dört rekatı tek bir tekbirle kılarız, dilersek ikişer ikişer kılabiliriz. Bu namazların iki rekâtı sünnet-i müekkede, son iki rekatı ise gayri müekkededir. Daha önce beş vakit namazlar konusunda geçtiği gibi “müekkede” demek Allah Rasûlü’nün (a.s.) hemen hemen hiç terk etmediği namazlardır, “gayri müekkede” ise önemli bir işi olduğu zaman terk ettiği namazlardır.
Cuma namazı on rekattır. Dördü ilk sünnet, ikisi farz, dördü Cuma’nın farzından sonraki sünnetlerdir. Bu tarif, eğer kıldığımız Cuma namazı sahih ise yani öğle namazını iade etmediğimiz durumda böyledir. Cuma’nın vücub şartlarının olduğu yerde bu konuyu yazmıştım.
Eğer bir köyde kırk kişi varsa hepsinin okuyuşları tam ve düzgünse öğle namazını iade etmeye gerek yoktur. Eğer okuyuşları bozuksa bu durumda öğle namazını kılmamız gerekir.
Yine bir şehir veya mahallede dört beş yerde Cuma namazı kılınıyorsa, mecburi olarak hepsinin bir arada olması imkanı bulunmadığından öğle namazını kılmaya gerek yoktur. Yine de kılsak müstehab olur.
Eğer insanlar dört farklı camide rahatlıkla kılabildikleri halde, yedi farklı yerde kılmışlarsa, hangisinin iftitah tekbirini önce getirdiği belli olmadığından öğle namazını iade etmeleri farzdır. Şayet öğleyi iade edeceksek, bu durumda Cuma namazının tarifi değişir ve cuma şöyle kılınır: Önce dört rekat sünnet kılarız, sonra iki rekat Cuma’nın farzını kılarız. Cuma’dan sonraki dört rekat sünneti kılmayız burada. Sonra dört rekat öğlenin ilk sünnetini kılarız. Sonra dört rekat öğlenin farzını kılarız. Sonra öğlenin sonraki dört rekat sünnetini kılarız. Bu anlattığımız Cuma namazının tarifi şöyle sıralanabilir:
- Önce dört rekat sünneti,
- İki rekat Cuma’nın farzını,
- Dört rekat öğlenin sünnetini,
- Dört rekat öğlenin farzını,
- Dört rekat öğlenin son sünnetini kılarız.
Namaz Kılmayanın Hükmü?
Namaz kılmayanın hükmü, mezheplere göre şöyledir: Namazı bile bile terk edenin cezası Hanefî mezhebine göre hapistir, bu kişi tövbe edip namaz kılana kadar hapiste kalır. Şâfiî mezhebine göre namaz kılmayana “Tövbe et, namazını kıl.” denir, o da “Namaz farz değil, ben kılmam.” derse bu durumda kafir olur. Devlet başkanı onu öldürür, bu kişinin cenaze namazı kılınmaz ve Müslüman mezarlığına da defnedilmez. Namazı terk etmenin cezasının delili, “من ترك الصلاة فقد كفر” “Kim namazı terk ederse kafir olur.” hadisidir. Hanbeli mezhebi imamı Ahmed b. Hanbel hadisi yorumlamadan zâhiriyle anlamıştır. O, namaz kılmayan kişinin kafir olduğu görüşüne varmıştır. Diğer üç mezhep ise hadisi yorumlamış, şayet kişi namazın farziyetini inkar ederse kafir olur. Tembelliğinden dolayı namaz kılmıyorsa ve namazın farziyetini inkar etmiyorsa günahkar olur, demişlerdir. Yine de mahkemede bir dava söz konusu olursa namaz kılmayan kişinin şehadeti geçerli sayılmamıştır. Aynı şekilde namazı terk eden kişinin nikah şahitliği de geçerli kabul edilmemiştir. Allah bizi namazsızlıktan muhafaza eylesin.
8. BÖLÜM: BAYRAM NAMAZLARI
Bayram namazlarını kılmak, Cuma namazını kılmakla yükümlü olan herkese müekked bir sünnet-i ayn’dır. Hanefi mezhebine göre ise vaciptir. Bayram namazı münferiden (tek başına) kılınabildiği gibi cemaatle de kılınabilir. Cemaatle kılmak daha faziletlidir. Yalnız hac ibadetini yerine getiren hacıların Mina’da tek kılmaları daha faziletlidir. Bayram namazını tek başına kılan kimseler için hutbe okumak sünnet değildir. Ama cemaatla kılınırsa aynı cuma hutbeleri gibi iki hutbe okumak sünnettir. Bayram hutbesinin Cuma hutbesinden bir farkı vardır ki, Cuma’nın hutbeleri namazdan öncedir, bayramda okunan hutbeler ise namazdan sonra okunur. Cuma hutbesi için hangi şartlar gerekiyorsa bayram hutbelerinde de aynısı gerekir. İlgili yere bakılabilir.
Bayram namazlarının meşruiyeti, ayet, hadis ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ “Rabbin için (bayram) namazını kıl ve kurban kes.” buyurmuştur.
İslam dininde iki bayram vardır. Bunlar Ramazan ile Kurban bayramlarıdır. Allah Rasûlü (a.s.) Medine'ye hicret edince Medine halkının câhiliyye adetlerinden kalma iki bayram yaptıklarını öğrendi, bunun üzerine Müslümanlara şöyle dedi: “Allah size o iki bayram günlerine bedel olarak onlardan daha hayırlı iki bayram, yani Ramazan ve Kurban bayramını ihsan buyurdu.”
Bayram namazları, hicretin ikinci yılında Medine'de meşru kılındı. Bayram namazlarını kılmak, erkek, kadın, hür, köle, mukim, yolcu herkese sünnettir. Bayram namazının kılınma vakti, bayram günü güneş doğduktan sonra zeval vaktine kadar devam eder. Yalnız güneşin bir mızrak boyu yükselinceye kadar geciktirilmesi daha faziletlidir.
Bayram namazı sahrada da (açık arazide) kılınabilir fakat camide kılınması efdaldir. Bayram namazı iki rekâttır, öncesinde ezan ve kamet yoktur. Kamet yerine “es-Salâtü Câmia” “Namaz toplayıcıdır/bir araya getiricidir.” denilir. Cemaat, cuma namazına hazırlanır gibi bayram namazına niyet edebilir ki niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Ramazan veya Kurban Bayramı namazını kılmaya, uydum hazır olan imama.” Sonrasında “Allahu ekber” denir ve tekbir alınır. Akabinde eûzü besmele çekmeden iftitah duası yani “veccehtu” okunur. Sonra yedi tekbir alınır, her tekbir getirilişinde, eller omuzların hizasına kadar kaldırılır ve bağlanır. Hem imam hem de cemaat tekbirleri açıktan getirir. Her iki tekbir arasında orta uzunlukta bir ayet okuyacak kadar ara verilir ve sessizce şu dua okunur: سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ “Sübhanallahi velhamdü lillahi velâ ilâhe illallahu vallâhu ekber”. Bu duayı okumak sünnettir. Sonra eûzü besmele çekilir, Fatiha ve zamm-ı sûre okunur. Rükü ve sücûd yapılır. Sonra ikinci rekata kalkılır yine Fatiha’dan önce bu sefer beş tekbir alınır, Fatiha ve zamm-ı sûre okunur, rükû, sücûd ve teşehhüdden sonra selam verilip namaz bitirilir.
Tekbiretü’l-ihram dışındaki tekbirler, namazın hey’etlerindendir. Tamamı veya bir kısmı terk edilirse namaza zarar vermez, namaz sahihtir, sehiv secdesi de gerekmez. Buna binaen bir Şâfiî, bayram namazında üç defa tekbir alan Hanefi imamın arkasında namaz kılarsa, bu durum Şâfiî'nin namazına bir zarar vermez. Yine Hanefîler ikinci rekatta tekbirleri Fatiha'dan sonra okurlar, bu da namazın sıhhatine zarar vermez. Namazdan sonra bayram hutbeleri iki hutbe olarak okunur. Birinci hutbenin başında dokuz, ikinci hutbenin başında yedi tekbir alınır. Tek başına kılan kişiler ise hutbeleri okumazlar, gerek yoktur. Şâfiî biri namazın birinci rekatında yedi, ikinci rekatında beş tekbirden daha az tekbir getiren Hanefi bir imama uyarsa imamdan fazla tekbir getirmemelidir.
Bayram Namazının Sünnetleri
1. Hutbeyi bayram namazından sonra okumak.
- Hutbe esnasında hatip tekbir alırken cemaatin de tekbir alması.
- Bayram gecelerini Allah'ı zikrederek, namaz kılarak, Kur’an okuyarak ve güzelce geceleri ibadetle ihya etmek. Bu konuda Allah Rasûlü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "مَنْ قَامَ لَيْلَتَيْ الْعِيدَيْنِ مُحْتَسِبًا لِلَّهِ، لَمْ يَمُتْ قَلْبُهُ يَوْمَ تَمُوتُ الْقُلُوبُ" “Sevabını sadece Allah'tan bekleyerek Ramazan ve Kurban Bayramı gecelerini ihya eden kişinin kalbi, kalplerin öldüğü günde ölmez.” Kişi başka ibadetlerin yanısıra yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılmakla bu geceleri ihya etmiş olur.
- Bayramlar için bilinen şekliyle gusletmek, güzel koku sürünmek, temiz elbise giymek varsa yenisini giymek.
- Ramazan Bayramında namaza gitmeden önce bir şeyler yemek özellikle hurma yemek, kurban bayramında ise namazdan sonra eğer kurban kesilecekse onun etinden yemek.
- Bayram namazdan evvel tırnaklarını, saç ve sakalını, koltuk altlarını ve bedenin diğer tüylerini temizlemek.
- Gücüne göre sadaka vermek.
- Fitrelerini namazdan önce vermek.
9. Hatibin Ramazan Bayramında fitre hakkında bilgi vermesi, kurban bayramında ise teşrik ve kurban kesme hakkında bilgi vermesi. Çünkü Ramazan Bayramında teşrik tekbirleri yoktur. Arefe günü, ancak Ramazan’ın son gününde akşam ezanından sonra başlar, imam bayram namazını kıldırmaya başlayınca biter. Buraya kadar devamlı tekbir almak gerekir. Teşrik tekbirlerini hacda olmayan kişi arafe günü, sabah namazından sonra başlayıp kurbanbayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit, namazdan sonra tekrar eder. Teşrik tekbirleri, Şâfiî mezhebine göre sünnet, Hanefî mezhebine göre vaciptir.
- Teşrik tekbiri şöyledir:
اللَّهُ أَكْبَرُ، اللَّهُ أَكْبَرُ، اللَّهُ أَكْبَرُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ، اللَّهُ أَكْبَرُ، وَلِلَّهِ الْحَمْدُ.
Türkçe okunuşu:
“Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, la ilahe illallah, vallahu ekber, Allahu ekber, ve lillahil hamd.”
Türkçe Anlamı:
"Allah büyüktür, Allah büyüktür, Allah büyüktür, Allah'tan başka ilah yoktur. Allah büyüktür, Allah büyüktür ve hamd O'nadır."
9. BÖLÜM: SEFERİLİK (YOLCULUK)
Dinimizde seferi (yolcu) olan bir kimseye yolculuğun meşakkatinden dolayı hem oruç, hem de namaz ibadetlerinde bazı kolaylıklar gösterilmiştir. Şöyle ki takriben 144 kilometrelik bir yolu kat etmek için yolculuğa çıkan kimse, Ramazan-ı Şerif’te oruç tutup tutmamak arasında serbest bırakılmıştır. İster orucunu tutar, isterse de tutmaz, sonradan kaza edebilir. Eğer fazla meşakkat yoksa tutmak daha iyidir. Cenâb-ı Allah, Kur’an’da meşakkat yoksa وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ “Oruç tutmanız daha hayırlıdır.” buyurmuştur.
Dört rekatlı namaz olan farz namazları da kısaltıp ikişer rekat olarak kılmak caizdir. Cenâb-ı Allah, Kur’an’da, وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِۗ “Yolculuk ettiğinizde, namazı kısaltmanızda size bir sorumluluk yoktur.” buyurmuştur.
Ancak yol 216 kilometreden az olursa namazı kısaltmamak daha iyidir. Daha fazla olursa kısaltmak daha iyidir. Fakat Hanefilere göre sefer mesafesi 90 kilometredir. Onlara göre namazı kısaltmadan tam kılmak tahrimen mekruhtur. Şâfiî mezhebinde ise ruhsattır, isteyen kısaltarak kılabilir, isteyen tam kılabilir.
Yolculukla ilgili dört çeşit ruhsat (serbestlik) vardır:
- Dört rekatlı olan namazları ikişer rekat olarak kılmak. Yolculukta kazaya kalmış olan namazlar da yolculukta kısaltılarak ile kılınabilir. Fakat mukim (yerleşik) iken yani evindeyken kazaya kalmış olanlar yolculukta kısaltılarak kılınamaz. Bu namazların tam kılınması gerekir.
- Yolculukta iken Ramazan orucunu tutmamak. Yolcu olan kimse Ramazan orucunu tutmayabilir sonra gününe gün kaza eder.
- Üç gün yani yetmiş iki saat mesh etmek. Mukim olan bir kimse bir gün ve bir gece, yani yirmi dört saat mesh edebilir.
- Namazları cem‘ etmek yani öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı cem-i takdim ve cem-i tehir ederek beraber kılmak. Takdim, öne almak; tehir ertelemek demektir.
Seferi Namazı Kılmanın Şartları
Seferi (yolculuk) namazı kılmanın, yani dört rekatlık namazı kısaltıp iki rekat şeklinde kılmanın şartları şunlardır:
- Yolun uzun olması. Yani yolun 144 km olması. Bu mesafe uçakla, gemiyle veya diğer araçlarla da olsa aynıdır. Kişi bu kadarlık yolu kat ettiğinde seferi sayılır.
- Günah işlemek için yola çıkmamış olmak. Şayet kişi hırsızlık, adam öldürmek veya başkasının malını gasp etmek için yola çıkmışsa namazlarını kısaltamaz.
- Belli bir yeri kastetmek. Şayet kişinin gideceği yer belli değilse dünyayı gezse de namazını kısaltamaz.
- Yolcunun namazı kısaltarak kılmanın caiz olduğunu bilmesi. Bunu bilmeden namazlarını kısaltırsa namazları geçerli olmaz.
- Tekbiretü’l-ihram ile birlikte kalben farz, dil ile sünnet olan niyeti etmek. Niyeti daha evvel veya sonra ederse bu niyet geçerli olmaz.
- Yolcu olup olmadığını bilmediği bir kimseye veya bir mukime uymaması. Bunlardan birisine uyarsa, seferi namaz kılamaz. Namazını tam kılar.
- Namazını kısa kılma niyetini bozacak herhangi bir durumun olmaması. Şayet kişi namazını kısaltmaya niyet edip etmediğinde şüpheye düşerse namazını tam kılar.
- Namazın sonuna kadar yolculuğun devam etmesi. Şayet namaz esnasında uçağı, gemisi veya arabası memleketine varırsa ya da bulunduğu yerde kalmaya karar verirse namazını tama kılar, kısaltamaz.
- İkamet yerinden çıkmış olması. Buna göre yolculuğa çıkan kişi, içinde yaşamakta olduğu yerleşim birimine bağlı bina, bağ, bahçe ve mezarlık gibi yerleri geride bırakmadıkça namazlarını kısaltamaz.
Cem-i Takdimin Şartları
Yolculukta cem-i takdim ile namaz kılmanın yani ikindiyi öğle vaktinde, yatsıyı da akşam vaktinde kılmanın bazı şartları vardır. Bu şartlar şunlardır:
1. Tertibe (sıraya) uymak. İkindiyi öğle vaktinde kılacaksa önce öğleyi sonra ikindiyi kılmak; yatsıyı da akşam vaktinde kalacaksa önce akşamı sonra yatsıyı kılmak. Tersini yapmak caiz değildir.
- Birinci namazda, cem‘ etmeye niyet etmek. Yani birinci namazın ardından hemen ikinciyi de kılacağına kalbiyle niyet etmek.
- Her iki namaz arasında uzun süre olmaması. Aralarında sünnet namazı da kılınmaması gerekir.
- İkinci namaz başlayıncaya kadar yolculuğun devam etmesi.
Cem-i Tehirin Şartları
Cem-i tehirin, yani öğleyi ikindi vaktinde, akşamı yatsı vaktinde kılmanın iki şartı vardır:
- Namazın vakti çıkmadan namazı cem-i tehir ile kılmaya niyet etmek. Tertip (sırayla kılmak) burada şart değildir, sünnettir.
- Her iki namazının bitimine kadar yolculuğun devam etmesi gerekir.
Seferilik (Yolculuk) Ne Zaman Biter?
Yolculuk sona erince sefer (yolculuk) ruhsatlarından da istifade edilemez.
- İkamet yerine dönmekle seferilik (yolculuk) sona erer.
- Gideceği yerde dört gün veya daha fazla kalmaya niyet eden kimse oraya varmakla yolculuğu son bulur.
- Bir kimse gideceği yere varmadan orada ikamet etmeye niyet etmemişse veya giriş çıkış günleri hariç dört günden az bir müddet kalmaya niyet etmişse oraya varmakla yolculuğu son bulmaz.
- Bir yerde giriş ve çıkış günleri hariç dört gün kalan kimse mukim olur.
- Gideceği yerde göreceği işinin dört günde bitmeyeceğini bilen kimse oraya varmakla mukim olur.
- Eğer kişi işinin her an için bitebileceğini tahmin ediyor ve bittiği anda dönmeye niyetliyse, bir de ikamet etmeye niyet etmemişse on sekiz güne kadar yolcu sayılır.
10. BÖLÜM: CENAZE NAMAZI
Bilindiği gibi her canlı için ölüm mukadderdir. Her insan mutlaka ölümü tadacaktır. Ölümden kaçış mümkün değildir. Ancak ölüm yokluk değildir, ruhun yer değiştirmesidir. Yani ruhun, fani alemden ebedi aleme intikal etmesidir. Bunun için her insan ölüme ve ölüm ötesine hazırlanmalıdır. Peygamberimiz (a.s.) أكثروا ذكر هادم اللذات “Lezzetleri tatları kaçıran (ölümü) çok hatırlayın.” buyurmuştur.
Bir kimse öldüğünde, o mevta hakkında geride kalan Müslümanlara dört şeyi yapmak farz olur: 1. Cenazeyi yıkamak 2. Cenazeyi kefenlemek 3. Cenazenin namazını kılmak 4. Cenazeyi toprağa defnetmek. Kitapçığımız namazla ilgili olduğu için burada sadece cenaze namazı ile ilgili hükümleri ele alacağız.
Cenaze namazı kılmanın hükmü, farz-ı kifâyedir. Bir cenazenin namazını bir kişi dahi kılsa, toplumdaki diğer insanların üzerinden sorumluluk kalkar. Bu durumda sadece cenaze namazını kılan sevap kazanır, diğer insanlar ise sevap kazanamaz.
Cenaze namazı bu ümmete mahsus bir ibadettir, hicretin birinci senesinde Medine-i Münevvere’de farz kılınmıştır. Daha öncesinde cenaze namazı kılınmamıştır. Örneğin Hz. Hatice validemiz vefat ettiğinde cenaze namazı kılınmamıştır. Peygamberimiz (a.s.) Medine’de hazır olduğu zamanlarda Müslümanlardan vefat eden insanların cenazesini bizzat kendisi kılarmış. Peygamberimiz (a.s.) vefat ettiğinde bütün sahâbîler tek tek onun namazını kılmışlardır.
Cenaze Namazının Farzları
Cenaze namazının yedi farzı vardır:
- Niyet etmek. Niyet ederken cenazenin ismini söylemek gerekmez. Birkaç cenaze bir araya gelirse hepsi için bir niyet yeterlidir. Niyet şöyle yapılır: “Niyet ettim Allah rızası için farz-ı kifâye olan cenaze namazını kılmaya, uydum hazır olan imama.” denir ve Allahu Ekber denilerek tekbir alınır.
- Her farzda olduğu gibi namaz kılanın gücü yeterse namazı ayakta kılması.
- Tekbiretü’l-ihram (yani, namaza giriş tekbiri) dahil dört tekbir getirmek.
- Birinci tekbirden sonra iftitah duasını okumadan eûzü besmele çekerek Fatiha okumak, peşinden zamm-ı sûre okumamak. Her tekbirden sonra elleri omuz hizasına kadar kaldırmak ve tekrar bağlamak.
- İkinci tekbirden sonra Peygamberimiz’e (a.s.) salavat okumak. Bu salavatı, namazların rükünleri bahsinde yazmıştım oraya bakılabilir.
- Üçüncü tekbirden sonra cenazeye dua etmek. Duanın en azı şöyledir: Cenaze eğer erkekse: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ “Allahümme’ğfir lehu Allahümme’rhamhu.” denir. Cenaze eğer kadınsa: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهَا اللَّهُمَّ ارْحَمْهَا “Allahümme’ğfir lehâ Allahümme’rhmamhâ.” denir. Cenaze duasının en faziletlisi ise şöyledir:
اللَّهم اغفر لِحَيِّنَا وَميِّتِنا، وَصَغيرنا وَكَبيرِنَا، وذَكَرِنَا وَأُنْثَانَا، وشَاهِدِنا وَغائِبنَا،
اللَّهُمَّ منْ أَحْيَيْتَه منَّا فأَحْيِه على الإسْلامِ، وَمَنْ توَفَّيْتَه منَّا فَتَوَفَّهُ عَلى الإيمانِ،
اللَّهُمَّ هَذَا عَبْدُكَ وَابْنُ عَبْدَيْكَ، خَرَجَ مِنْ رَوْحِ الدُّنْيَا وَسَعَتِهَا وَمَحْبُوبِهِ وَأَحِبَّائِهِ فِيهَا، إلَى ظُلْمَةِ الْقَبْرِ وَمَا هُوَ لاقِيهِ، كَانَ يَشْهَدُ أَنْ لا إلَهَ إلا أَنْتَ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ، وَأَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ،
اللَّهُمَّ إنَّهُ نَزَلَ بِك وَأَنْتَ خَيْرُ مَنْزُولٍ بِهِ، وَأَصْبَحَ فَقِيرًا إلَى رَحْمَتِكَ وَأَنْتَ غَنِيٌّ عَنْ عَذَابِهِ، وَقَدْ جِئْنَاكَ رَاغِبِينَ إلَيْك شُفَعَاءَ لَهُ،
اللَّهُمَّ إنْ كَانَ مُحْسِنًا فَزِدْ فِي إحْسَانِهِ، وَإِنْ كَانَ مُسِيئًا فَتَجَاوَزْ عَنْهُ، وَلَقِّهِ بِرَحْمَتِكَ رِضَاكَ، وَقِه فِتْنَةَ الْقَبْرِ وَعَذَابَهُ، وَافْسَحْ لَهُ فِي قَبْرِهِ، وَجَافِ الأَرْضَ عَنْ جَنْبَيْهِ، وَلَقِّهِ بِرَحْمَتِك الأَمْنَ مِنْ عَذَابِكَ حَتَّى تَبْعَثَهُ إلَى جَنَّتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.
Türkçe Okunuşu:
Allâhummeğfir li hayyinâ ve meyyitinâ, ve sagîrinâ ve kebîrinâ, ve zekerinâ ve unsânâ, ve şâhidinâ ve gâibinâ.
Allâhumme men ahyeytehû minnâ fe ahyihî ale’l-islâmi, ve men teveffeytehû minnâ fe teveffehû ale’l-îmân.
Allâhumme hâzâ abdüke vebnü abdike, harece min ravhi’d-dünyâ ve sa‘atihâ ve mahbûbihî ve ehibbâihî fîhâ, ilâ zulmeti’l-kabri ve mâ huve lâkîhî. Kâne yeşhedu enne lâ ilâhe illâ ente ve enne Muhammeden abduke ve rasûluke, ve ente a‘lemu bihî.
Allâhumme innehu nezele bike ve ente hayru menzûlin bihî, ve esbaha fakîran ilâ rahmetike ve ente ganîyyun an azâbihî. Ve kad ci’nâke râgibîne ileyke şufe‘âe lehu.
Allâhumme in kâne muhsinen fe zid fî ihsânihî, ve in kâne musîen fe tecâvez anhu, ve lekkihî bi rahmetike ridâke, ve kihî fitnete’l-kabri ve azâbehû, ve fsehlehû fî kabrihî, ve câfi’l-arda an cenbeyhî, ve lekkihî bi rahmetike’l-emne min azâbike hattâ teb‘asehû ilâ cennetike yâ erhamer râhimîn.
Türkçe Anlamı:
"Allah’ım! Dirilerimize ve ölülerimize, küçüklerimize ve büyüklerimize, erkeklerimize ve kadınlarımıza, burada bulunanlarımıza ve bulunmayanlara mağfiret eyle. Allah’ım! Bizden hayatta bıraktığını İslam üzere yaşat, bizden ruhunu aldığını ise iman üzere vefat ettir. Allah’ım! Bu senin kulun ve iki kulunun çocuğudur. Dünya nimetlerinden, genişliğinden, sevdiklerinden ve sevgililerinden ayrılarak kabir karanlığına ve karşılaşacağı şeylere geçti. O, senin bir tek olduğuna, ortağın bulunmadığına ve Muhammed’in senin kulun ve peygamberin olduğuna şehadet ederdi. Sen onu bizden daha iyi bilirsin. Allah’ım! O, sana sığındı ve sen, sığınılanların en hayırlısısın. O, rahmetine muhtaç hale geldi ve sen, azabından müstağnisin. Biz de ona şefaatçi olarak sana yöneldik. Allah’ım! Eğer o iyilerden ise, iyiliğini artır. Eğer kötüyse, onu bağışla. Onu rahmetinle hoşnutluğuna ulaştır. Onu kabir azabından ve fitnesinden koru. Ona kabrinde genişlik ver, toprağı onun iki yanından sıkmasından uzaklaştır. Onu rahmetinle azabından emin kıl, ta ki onu, cennetine emin olarak ulaştırasın. Ey merhametlilerin en merhametlisi!"
Cenaze çocuk ise şu dua okunur:
اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ سَلَفًا وَفَرَطًا لِأَبَوَيْهِ، وَذُخْرًا وَعِظَةً وَاعْتِبَارًا وَشَفِيعًا، وَثَقِّلْ بِهِ مَوَازِينَهُمَا، وَأَفْرِغِ الصَّبْرَ عَلَى قُلُوبِهِمَا، وَلَا تَفْتِنْهُمَا بَعْدَهُ وَلَا تَحْرِمْهُمَا أَجْرَهُ.
Türkçe Okunuşu:
Allâhumme’c‘alhû selefen ve feratan li-ebevveyhi, ve zuhran ve ızaten ve ı‘tibâran ve şefî‘an, ve sakkil bihi mevâzînehumâ, ve efrıği’s-sabra alâ kulûbihimâ, ve lâ teftinhumâ ba‘dehû ve lâ tahrimhuma ecrehû.
Türkçe Anlamı:
"Allah’ım! Onu anne ve babasına selef ve öncü, sevaplarının öncüsü, bir hazine, bir öğüt ve bir ibret vesilesi, bir şefaatçi kıl. Onunla onların sevap kefelerini ağırlaştır. Onların kalplerine sabır dök. Ondan sonra onları fitneye düşürme ve onları onun sevabından mahrum bırakma."
7. Dördüncü tekbirden sonra selam vermek. Bu tekbirden sonra fakat selam vermeden önce şu duayı okumak sünnettir:
اللَّهُمَّ لَا تَحْرِمْنَا أَجْرَهُ، وَلَا تَفْتِنَّا بَعْدَهُ، وَاغْفِرْ لَنَا وَلَهُ.
Türkçe Okunuşu:
Allâhumme lâ tahrimnâ ecrehû, ve lâ teftinnâ ba‘dehû, vağfir lenâ ve lehû.
Türkçe Anlamı:
"Allah’ım! Onun sevabından bizi mahrum etme, ondan sonra bizi fitneye düşürme ve bizi ve onu bağışla."
11.BÖLÜM: GEÇMİŞ (KAZA) NAMAZLARIN EDÂSI
Öncelikle şunu belirtelim ki, dinimizde namazın terkine asla müsaade yoktur. Namazlarımızı hiç vakit geçirmeden vaktinde eda etmemiz gerekir. Vaktinde mazeretsiz bir şekilde namazını kılmayan kişi günahkar olur. Namazını kazaya bırakan kişi, bütün zamanını daha önce kılmadığı namazların kazasını harcamaya çalışmalıdır. Ailesinin iâşesi, uyku, yemek, içmek gibi temel zarûri ihtiyaçları dışındaki bütün zamanlarında kaza namazını kılmaya çalışmalıdır. Kazalarını bitirinceye kadar kahvede oturmamalı, dışarıda gezerek dolaşarak vakit harcamamalı, hatta dini sohbetlere bile gitmemelidir. Bütün zamanını kaza namazlarını kılmaya ayırmalıdır.
Bir kimsenin namaz kılmamak konusunda bir mazereti varsa bu durumda günahkar olmaz. Fakat mazereti bitince hemen namazını kılması gerekir. Namaz kılamamanın ancak iki tane mazereti vardır: 1. Delilik ve baygınlık gibi haller 2. Terkinden dolayı günahkar olmayan unutkanlık ve uyku gibi hallerdir. Yine bu durumlarda da kılınmayan namazların kazası şarttır. Mesela bir kimse erken uyuduğu halde sabah namazına uyanamazsa veya haram olmayan bir işle meşgul olup namaz kılmayı unutursa günahkar olmaz, fakat hatırladığında kazasını kılmakla mükelleftir. Uyandığında veya hatırladığında hemen namazını kılması gerekir. Bir kimse iskambil kağıdı, tavla gibi bir şeyle oynayıp da namaz kılmayı unutursa günahkar olur. Bu durumda hemen namazını kaza etmesi ve tevbe etmesi lazımdır.
Kazası olan bir kimse ister müekked olsun ister gayri müekked olsun geçmiş namazların hepsini kaza etmedikçe, bayram ve vitir namazları dahil hiçbir nafile namazı kılamaz. Bu kişi önce farz sonra nafile namazları kılmalıdır.
Geçmiş namazları kaza ederken tertibe yani sıraya riayet etmek sünnettir. Yani önce sabah namazı, sonra öğle namazı, sonra ikindi namazı, sonra akşam namazı, sonra yatsı namazını kılmalıdır. Kerâhet vaktinde dahi olsa kaza namazlarını kılmak caizdir.
Burada bu mütevazı kitapçığa son veriyorum. Beni bu kitapçığı yazmaya muvaffak kılan ve bana ihsanda bulunan Allah'a şükür ve hamdü senâ, onun peygamberine, âline ve ashabına sonsuz salâtü selam ediyorum. Ve âhiru da‘vânâ eni’l-hamdü lillahi Rabbi’l-alemin.
Not: Çalışmamı okuyan Müslüman kardeşlerimden bir ricam vardır. Bu çalışmayı bir kez okuyup hemen rafa kaldırmasınlar. İyice ezberleyip ölünceye kadar tekrar tekrar okusunlar ve başka arkadaşlarına da ikramda bulunsunlar. Ben inanıyorum ki tekrar tekrar okumaları sayesinde bu çalışmadan ziyadesiyle istifade ederler, bilgi sahibi olurlar.
Ya Rabbi bize hakkı hak olarak göster, hakka tabi olmayı nasip eyle, bâtılı da bâtıl olarak göster, ondan da uzak durmayı nasip eyle. Amin. Velhamdu lillahi rabbi’l-alemin.
Gülmehmet ÖGTEM
KAYNAKÇA
Kur’an-ı Kerim
Kütüb-i Tis’a (Temel Hadis Eserleri)
Şemseddin Muhammed b. Muhammed Hatîb eş-Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1994.
Ebû Bekir Osman b. Muhammed Şetâ el-Bekrî ed-Dimyâtî, İânetü’t-tâlibîn, Beyrut, ts.
Muhammed Emin b. Muhammed es-Süveydî, Tenvîru’l-kulüb, Beyrut, ts.
Halil Gönenç, Büyük Şâfiî İlmihali, İstanbul: Umut Matbaacılık, 2014.
Mehmet Keskin, Şâfiî İlmihali, İstanbul: Çağrı Yayıncılık, 2014.
Mehmet Can, Kaynaklı Şâfiî İlmihali, İstanbul: Kilim Matbaacılık, 2001.